Sanırım 1 yılımı aldı bu kitap, ama değdi. “90′lar Kitabı”na “Çocuk mu, Genç mi?” alt başlığını koydum. Savaş Çekiç ustamız harika bir kapak tasarımıyla, Vildan Bizer ablamız da el emeği göz nuru ile kitabın iç tasarımına destek olarak “90′lar Kitabı”nın diğer iki kahramanı oldular. Kendilerine yürekten teşekkür ederim.

“90′lar Kitabı”nı, hem 35. yaşıma gireceğim 2012′nin ilk günlerinde kendime, hem 2000 yılında kurduğum Yitik Ülke’nin 12. yaşına hem de yitirdiğim dostlarım Serkan Karaçeper ve Doğan Ergül‘ün aziz hatıralarına adadım.

Kitap 3 Ocak’ta tüm kitapçılarda olacak; Yitik Ülke’nin 2. nesil en iddialı çalışması oldu “90′lar Kitabı.”

111 yazarlı “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?”nin yazar kadrosu şöyle:

Kadir Aydemir, Ahmet Meriç Şenyüz, Ali Aydemir, Alper Turgut, Arzu Uzunali, Aslı Vuslateri, Aydın İleri, Aykut Küçükkaya, Ayşen Aksakal, Barış Güven, Başak Daşman, Başak Yener, Begüm Akıncı, Betül Kanbolat, Bihter Dinçel, Birsen Tarhan, Burcu Özefe, Burak Yağız Seçen, Buse Seda Yıldız, Bülent Çolak, Bülent Karslıoğlu, Caner Öztürk, Cem Kartal, Ceren Kurt, Ceyhan Usanmaz, Cihan Hatipoğlu, Cüneyt Asi Duru, Çiğdem Aldatmaz, Çiğdem Eren Kiziroğlu, Çisel Onat, Ece Erdoğuş, Ela Barlas, N. Elif Tanverdi, Emre Baransel, Emre Fidangül, Erdem Aksakal, Esma Yakut, Esra E. Karaosmanoğlu, Esra Tanrıbilir, Eylem Selin Mumcu, Ferhat Uludere, Gonca Vuslateri, Gökce İspi Turan, Gökhan Çınar, Göksel Bekmezci, Gülşah Elikbank, Güray Gürsel, Gürgen Öz, Hakan Bayhan, Hakan İşcen, Hale Ceylan Barlas, Hande Ortaç Aksoy, Handan Aybars, Hilal Ergenekon, Işıl Karpuzoğlu, İlknur Bektaş, Kadri Karahan, Kayra Keri Küpçü, Kerem Işık, Köksal Aras, Mehmet Erikli, Mehmet Ünver, Mehmet Yılmazer, Melissa Mey, Merve Pınar Şiranlı, Miraç Zeynep Özkartal, Murad Çobanoğlu, Murat Girgin, Mustafa Akar, Nazlı İlter, Nefin Huvaj, Neşe Açıker, Neşe Karataş, Nihal Konar Naş, Nihan Bora, Nilay Örnek, Nilgün Yokes Şimşek, Onat Bahadır, Onur Akbudak, Ömür Kurt, Özlem Özyurt, Özden Aydoğdu, Özge Mumcu, Özge Ç. Denizci, Özgür Özgülgün, Papyon Tayfun Türkkan, Rana Çepelioğlu, Sabri Kuşkonmaz, Sefa Çolak, Selcen Doğan, Selma Şiranlı, Serdar Çekinmez, Serdar Orçin, Serhat Filiz, Serhat Uçak, Serkan Türk, Sevil Aksu, Sevinç Erbulak, Sibel Tekyıldız, Suat Başkır, Şahin Özbay, Tanem Sivar, Tijen Bolulu Güler, Tolga Yenigün, Turgay Yılmaz, Yaprak Öz, Yeliz Aras, Yeşim Gökmen, Zerrin Soysal, Zeynep Altıok Akatlı, Zeynep Tüzün.

 

Umarım herkes kendinden bir şey bulur bu kitapta.

Yitik Ülke yaşıyor… 

FacebookShare

Tags: , , , , , , , , , , ,

Her karşılaşma içinde zehrini taşısa da, aldanmak ruhun en büyük zaafı olmalı. Senden önce de dökülüyordu yapraklar, senden sonra da taşacak mavi deniz. Tuzla yanacak kıyılar, güneşin inmediği ölü kayalar. Kâğıdın güçsüz bedeni yetmiyor bana. Kanla dolmayı özleyen kalem sessiz sedasız bekliyor. Evreni izliyorum, insanları, kuşların uçuşunu, böceklerin uykusunu anlamaya çalışıyorum. Küçük notlarla dolu gökyüzü, gök hep saçlarındı senin. Bir masal okudu zaman bize ve ustaca kandırdı belki. Kesik bir ağaç gibi inançsızım artık. Yersiz yurtsuz bir ruhu saklayan, ayrılığın heykeline dönüşen rüzgâra sormalı bekleyişin ne demek olduğunu. O iyi bilir hangi dala sürtünüp senin kokunu bana getirdiğini. Ah, kendine bahşedildiğini düşündüğü mucizeyi kim istemez? Yokmuş öyle bir şey. Bir batık var kalbinde oysa, ölü tayfalar ve zamanın değersiz bir kuma gömdüğü hazinelerle dolu. Sana bunları diyemedim. Bunlar eski düşlerle dolu sanrılı bir uykuda çürüyecek sözler. Sıradan, görkemsiz cümleler hepsi. Hangi diken kanatır, hangi çiçekte bal var, hangi meyve düşüp saçılmak ister sonsuza, bildiğim her şeyi unuttum bu gece. Kaybolmak güzel şeymiş, bir daha bulunmayacağını biliyorsan eğer. Öyleyse yağmurda ağlaşan yapraklar ve yıldızların birden söndüğü bu gece için, bir kez daha hoşça kal. Bu oyun burada yeniden başlar. Kaybolur herkes kendi oyununda. Karanlığa da alışır gözlerim, senin biçimini alan şu karanlığa.

 

Kadir Aydemir

FacebookShare

Tags: , , , ,

Desen: Savaş Çekiç

KAYIP MEKTUP MONOLOĞU / Kadir Aydemir*

 

 

Yıllarca bir zarfın içinde uyumak nedir bilir misin?

Peki ya postada kaybolan bir mektuba hapsolmak?..

Kuruyan mürekkebi acıyla hissetmek gittikçe buruşan bedeninde.

Aşkla yazılan her satırı ezberlemek, ezberlemek, ezberlemek… günün doğuşu ve ayın her gece umarsızca batışı gibi ezberlemek her şeyi. Hoş, onlar da bilmez ya neyi neden yaptıklarını…

El yazısının her harfinde, mürekkebin dağıldığı her yerde bir anlam aramak… boşuna mı?..

 

Ah, yolunu yitiren bir mektubum ben; ulaşamadım sevdiğimin ellerine… Onun gözleriyle okunmadı tüm yazdıklarım. Uzaklara bakarak sabırsızca beklediği mektup hiçbir zaman geçmedi demek ki eline. Oysa bir odaya kapanıp yaşlı gözlerle ona olan sevdamı anlatmıştım. “Sevgilim, “ demiştim, çok severdim ona sevgilim demeyi, “biliyorum savaştasın, ama bu bizim savaşımız değil.” “Yanına gelmek isterdim, sihirli bir değnek bulsam ondan tek isteğim bu olurdu.” Hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve yazıyordum ne garip… Yazdıkça açılıyordu içim. Yağmur yağmaya başlamıştı. Dışarıdaki tavukların ve atların sesi kesilmişti. Mektubumu bitirdiğimde kırmızı büyük pulu göğe kaldırmış, yağmura karşı narince tutmuş, düşen damlacıklarla ıslanan pulu zarfın üstüne özenle yapıştırmıştım. Yoksa onlar gözyaşlarım mıydı?.. Hiçbir şey net değil artık…

 

Bakmayın böyle kirli ve solgun olduğuma. Ne var, neden gülüyorsunuz? Siz de bir gün yaşlanacaksınız elbet. Bu dünyada diri kalmak kuşlara ve denizin sonsuz balıklarına verilmiş bir hediye.

 

Eskiden ben de genç ve alımlı bir kadındım… Ne zaman kasabada bir dükkânın önünden geçsem içimi titreten o ıslıkları duyardım. Gözbebeklerim büyür, tenim ürperirdi. Yüzüm her şeyden saklanmış şu daldaki elma gibi pürüzsüz ve gergindi. Aynalarla konuşurdum. Yoktu böyle derin çizgilerim, kör bir dilenci gibi fark etmezdim mevsimlerin nasıl hızla gelip geçtiğini… Artık ne önemi var ki bunların. Oturup her gün sayfalarca mektuplar yazardım. Hayaller kurup çiçek toplar, gülümseyerek gezerdim kırlarda, çünkü o bir gün bana geri dönecekti… söz vermişti trene binerken… dönecekti… emindim… sözüne hep sadık bir erkekti…

 

“Ah sevgilim, neredesin…

Bu mektup eline geçtiğinde…

Fotoğrafımı yolluyorum…

Seni çok…

Her gece uyurken seni…

Ah yeryüzü düşüm benim…

Özle…dim… 

 

Öpüşlerini… hissediyorum…

Cevabını bekli…yo…rum…

Hemen…

Bana yaz… mutlaka yaz…

 

seni seviyorum…”

 

Hayal meyal anımsıyorum. Üzerinden yıllar geçmiş bu mektubun içine saklanalı. Düşlerle dolu kâğıtlara hapsetmiştim ruhumu. Tek isteğim cephedeki sevgilime bir an önce varmasıydı yazdıklarımın. Postada kaybolan mektuplar vardır. Kimin, ne zaman, kime, neden yolladığı unutulur onların. Tozlu raflarda bekler, sahibine bir türlü ulaşamazlar. Mektubu yazan da ölüdür artık, alacak olan da. İçinde neler olduğunu kimse bilmez. Ama bu sefer, yani bir seferliğine ben kazanmıştım… Ona ulaşmanın en iyi yolu buydu; mektup zarfının içine girip sevdiğim adamın yanına dek gitmek ve ona kocaman bir sürpriz yapmak.

 

İmkânsız mı dedi biri?

Hah!

 

Neden imkânsız olsun ki? Bu bence Ay’a gitmekten daha kolay. Üzümden şarap yapmaktan da daha kolay. Ne sandınız?.. Tek endişem vardı… O da gerçek oldu. Doğru yerde ve doğru zamanda orada olamadım… Yıl 1900’leri geçmişti… Neredeydim… Ben kimdim… Adım neydi… Her şey öyle karanlık ki. Hem, sayfalarca mektup yazan, bir mektuba dönüşür derler…

 

Adın neydi senin… ey sevgili, adın neydi… bu yüzyılda neden uyandım…

Ama, her şeye rağmen doğan şu güneş, aydınlatıyor yüreğimi… İyi ki yazmışım. İyi ki varsın…

 

 

* Yazarın yakında çıkacak olan “Sonsuz Unutuş” adlı öykü kitabındandır. 

FacebookShare

Tags: , , , , , ,

AY, ZAMAN, ÖLÜM / Kadir Aydemir *

 

Ay daha da karardığında, büyük ağaçların ve donmuş suların ortasında kalmıştı. Ne kadar da çaresiz ve güçsüzdü kolları. Bir isim, zihninde dönüp duruyordu. Boşluğun kalbine akıyordu gözyaşları. Bir insanı bu kadar özlemek normal miydi? Bunca acı nedendi? Çözemiyordu. Harfler yan yana geliyor ve onu çağrıştırıyordu. Gözleri gözlerinin önündeydi. Kadının o hayran olduğu güzel tırnakları uzuyor, etine batıp kanatıyordu. Anıların kılıcı keskindi.

Üşümüyordu.

Ondan önce yaralı köpekler geçmişti buralardan, umurunda değildi bu. Yırtıcı bir hayvan çıksa, karşısında öylece durur, belki bir taş almak için eğilir, sonra vazgeçerdi bundan; ağlardı… Karşısında köpüren hayvan susar ve olduğu yere çömelirdi. İnsanın acısını hissederdi kendi gibi olmayan her şey. Bir tek “insan” anlamazdı bunu!

Tanrı’yla hesaplaşmak kolay değildi bu gece. Neydi beklentisi? İçinde bulunduğu korkunç durumdan kurtulmak için yakarmıştı ona. Duaları kabul olmuştu işte, daha ne istiyordu! Şimdi kendini cansız kayaların, çürük otların arasında sürüklenirken bulmuştu. Ama bir şeyin farkındaydı, kadın artık iyiydi. Uzakta ve iyiydi. Onsuz iyiydi. Her şey silinmişti. Ne mutfaktaki kristal bardak ne de duvardaki fotoğraflar bir anlam ifade ediyordu. Ayrılık güzel bir yara iziydi.

Ay daha da kararırken yaklaşıyordu görünmez avcılar.
Küçük damlacıkların bıraktığı büyük su birikintileri vardı ardında…
Sekerek uzaklaşıyordu.
Orman onu kabul etmişti. Sarmaşıkların hareketini hissetti.
Acısından uluyordu, başka bir şey değil…

 

 

* Yazarın “Sonsuz Unutuş” adlı öykü kitabındandır. 

FacebookShare

Tags: , , , , ,

Çok emek verdiğim ve Yitik Ülke adına çok umutlu olduğum, 111 arkadaşın dayanışmasıyla ortaya çıkan, 1 yılımı alan bir kitap çalışması: 90′lar Kitabı

Bu kitap 80′li ve 90′lı yılların çocuklarını ve gençlerini yakından ilgilendiriyor. 400 sayfalık bir hacme ve 111 ayrı konuya sahip. Hemen belirteyim ki Barış Manço, Nirvana ve Sivas Katliamı ile ilgili 2′şer yazı var kitapta, ama her yazı onlarca göndermeye de sahip. “90′lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?”nin Çok sevileceğini ve elden ele dolaşacağını duyumsuyorum. En neşeli ayrıntılardan en politik detaylara dek benzersiz bir çalışmaya imza attık. Güncel Türkiye tarihini de içine alan bir kitap oldu.

Unutmamak için yazdık… Tanıtımlarımızda destek olan herkese şimdiden teşekkürü borç biliriz. Yitik Ülke, senin yayınevin… Bu kitap senin kitabın ey okur… Aramızda, kitap ve dergi projelerimizde herkese yer var… Ülkeye davetlisiniz…

www.yitikulke.com

twitter.com/yitikulkeyayin twitter.com/90larkitabi @yitikulke

FacebookShare

Tags: , , , , , ,

İLK BULUŞMA

İLK BULUŞMA

 
Gidiyorsun hayatımdan
sarp kayalıklarına zamanın
o sonsuz hareketsizliğe.
Yıllar geçecek, bu acı tohum
yıkacak duvarları. Binlerce yüzlü
bulutlar değişecek bilmeden.
Yalnız elim hatırlayacak
kazağımda kalan saçı.
Bana aldığın defterde
yanacak el yazın.
Ürperen tarağın dişleri
çekmecedeki solgun fotoğraf
isteksiz bir bekleyiş şimdi.
Derin bir haz, terle uyanmak
ah, seninle kapanmıştı gözlerim
seninle açılacak.

Cam sürahiye dolsun ay
uyumadan, soyun benimle.

 

Kadir Aydemir

FacebookShare

Tags: , , , , , ,

Bunca zamandır kendime notlar alamadım, öyle yoğun bir dönemdeyim ki kafamı kaşıyacak vaktim yok… Ölüdeniz Belediyesi’nin düzenlediği 3. Ölüdeniz Edebiyat Günleri çok eğlenceli ve verimli geçti. Pek çok yeni arkadaş edindim. Fethiye, Ovacık ve Ölüdeniz’de olmak, İstanbul’da herkes üşürken orada denize girmek çok keyifli oldu doğrusu.

Döndükten sonra “90′lar Kitabı”yla ilgili çalışmaları tamamladım, kitap haftaya baskıya giriyor.

Yeşim Özsoy Gülan‘ın teklifiyle “Kayıp Mektup Monoloğu” adlı bir kısa oyun yazmıştım, Galata Perform’un “Görünürlük Projesi” kapsamında Galata’daki Kamer Pul Evi önünde sahnelenen kısa oyunumu tiyatro sanatçısı Sezin Bozacı sahneledi. Yeşim’in yönettiği bu çalışmada Sezin’e de Yeşim’e de ayrı ayrı teşekkür ederim, benim için güzel bir anı ve başlangıç oldu. Oyunu izlemek için tıklayın

Kasım ayı sonunda “90′lar Kitabı” doğuyor, heyecan dorukta… 111 yazarlı, 400 sayfalık bu dev kitabımız aralık ayı başında kitapçılara dağıtılır sanırım… Çok güzel olacak… çok…

 

FacebookShare

Tags: , , , , ,

13-14-15 Ekim’de Ölüdeniz’de gerçekleşecek olan 3. Ölüdeniz Edebiyat Günleri’ne davet edildim. Ölüdeniz’i, Kelebekler Vadisi’ni (Kelebek Vadisi), Kabak Koyu’nu çok severim, bu davet hoşuma gitti. Kelebek Vadisi ile ilgili bir de kitap hazırlıyorum, üstelik bu yaz vadiye ve Kabak’a gidememiştim, böylece oraları da yeniden görme fırsatım olacak… Ölüdeniz’e karşı şiir okumak heyecan verici bir duygu. Pek çok şair/yazar dostla, ağabeyle orada olacağız. Özkan Mert, Halil İbrahim Özcan, Halim Yazıcı, Coşkun Karabulut ve diğerleri ile çok eğlenceli geçecek üç gün beni bekliyor.

FacebookShare

Tags: , , , , ,

Çocuklar için yazdığım bir öykücük… Umarım okuyanlar sever…

Kadir Aydemir

 

Kerem 7 yaşındaydı ve yarın okula başlayacaktı. Çok heyecanlıydı. Kıvır kıvır saçları, aydınlık bir yüzü vardı Kerem’in. Sessiz, sakin ve zeki bir çocuktu o. Kimse bilmez ama en iyi arkadaşı bir serçe kuşuydu, yanlış duymadınız evet bir serçe. Zarif mi zarif, uçarken tatlı tatlı şarkılar söyleyen sihirli bir serçe. Tabii o bu sihrin henüz farkında değildi.

Yoksul bir ailesi vardı Kerem’in. Babası ölünce Kerem’i annesi tek başına büyütmüştü. Kerem de bu yoksulluktan payını almış ve yaz boyu bir hastanenin önünde su satmıştı. Çalıştığı ilk işti bu. Annesi sabahları su kabını dolduruyor, bardakları güzelce parlatıyor ve buzla dolu mavi su bidonuyla Kerem’i evden işe uğurluyordu her gün. A o da ne? Kerem’in cebi şişkindi. O cepte bir kuş gizliydi hep. Arabaların ve insanların gürültüsü yüzünden, ondan su içen yaşlı teyzeler ve amcalar kuşun sesini duyamıyordu. Bir eliyle havada dönen metal parayı kapıyor, diğer eliyle serçeyi hafifçe okşuyordu Kerem. Onunla konuşuyordu. “Yaşasın!” diyordu, “bir bardak daha su sattık!” Kerem’den su içen herkes oradan mutlu ayrılıyordu. Bu kuş ona adeta şans getiriyordu, buna inanıyordu. Read the rest of this entry »

FacebookShare

Tags: , , , , , , , ,

Oldukça yorucu ve koşuşturmacalı günler gelip geçiyor. Yitik Ülke’yi yaşatmak için çabalarken bir yandan da kendi öykü kitabımı hazırlıyor, yeni öyküler ve şiirler peşinde geziniyorum. “90′lar Kitabı”nın hazırlıkları bitmek üzere; 111 yazarlı ve 400 sayfalık çok sıcak ve duyarlı bir toplam oldu. Neşeli bir kitap, ama sadece neşeli değil… Metin Göktepe‘nin öldürülmesinden cezaevlerinde yaşanan ölüm oruçlarına, Uğur Mumcu‘nun öldürülmesinden Sivas Katliamı’na… çok şey sığdı sayfalara… Deprem de yazıldı, Barış Manço da… Güzel anlar hüzünlü anılara karıştı, acı içinde boyumuzun uzaması gibi bir şey bu… “90′lar Kitabı” duyarlı ve politik, neşeli ve paylaşmayı seven katılımcı bir kadroyla çıkıyor… Kasım ayı başında tüm kitapçılarda. Değirmenlere karşı Yitik Ülke yoluna devam edecek… daha pek çok hayalim var çünkü…

***

Bugünlerde Gonca Akyar ile yazışıyorum ve onunla güzel bir söyleşi yapmak için hazırlanıyorum. Gonca çok büyük bir yetenek bana göre ve adını tarihe yazdıracağını seziyorum. Şiirlerimi bestelemesini isterdim. Belki bir aşk şiirini. O, son derece duyarlı bir ruh. Sesini duymalısınız. Ruhi Su’yu ilk dinlediğimde “Tanrım, inanamıyorum” demiştim, onu dinlerken de bu sözler çıktı dudaklarımdan. Kişisel bir web sitesi var, hikâyesini okumalısınız. www.goncaakyar.com

***

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Âşık Mahsuni Şerif, Nesimi Çimen… Onlar dev şairler… Asla unutulmayacaklar. Hem hangi şiir bir türkünün kartalına erişebilir! Görkemli bir dağın etrafında uçuşup duruyorlar ve biz şairler hevesi uçmak olan kanatsız kuşlarız belki de. Selam olsun.

FacebookShare

Tags: , , , , , , ,

« Older entries