Articles by admin

You are currently browsing admin’s articles.

Ankara’da hayat Twitter’da akmaya devam ediyor… İşte bu hafta gözümüze takılanlar… (Bize yazın, sayfamızda yerinizi alın.)

Ankara Deyince…
Ankara, kaldırımlar ve sessiz arayışlar – Ankara’da yalnız olmak kadar yaralayıcı bir şey daha yok sanırım. – @amazonyam

Biz yaşamayı Ankara sokaklarında öğreniyoruz. – @EgemenAldogan

Ankara’da bir marketten hattıma 20 TL geldi, başka ne isterim ki ben. Bu haftada para cebimde kaldı :) – @kirkdorttenbir Read the rest of this entry »

FacebookShare

Öyle bir zaman dilimindeyiz ki, sosyal medyada konulan her şey “ülke gündeminin” de bir parçası artık, bunu kimse yadsıyamaz. Televizyonlardan, haber ajanslarından, her şeyden daha hızlı bir akışa ve paylaşım hızına sahip olan Twitter’da bu hafta Ankara ile ilgili pek çok şey konuşuldu. İşte Ankara’da haftanın neşeli ve ironik sosyal medya gündemi:

Ankara’da Hayat
Ankaralı olmak karda terlikle yürümektir. – @glryzmstf

Her şehirde yaşamak zordur; ama Ankara’da daha zordur. İnsanı yorar, âşık olmak kolaydır mesela; ama âşık kalmak zordur. – @Tgce_Gny Read the rest of this entry »

FacebookShare

Yeni ve sanal bir pencere açıyoruz bugün, bu ilk yazıyla. Dünyanın en büyük sosyal paylaşım ve haber alma sitelerinden biri olan Twitter’ın ilginç gücü artadursun, biz de bu gücü kullanarak burada sosyal medya ortamında neler konuşuluyor, neler olup bitiyor, bunu paylaşacağız sizlerle. Tüm bunların yanında sosyal kampanyaları da duyuracağız elbette. Ankara’ya ve diğer yerlere dair Twitter, Facebook, kişisel bloglarda konuşulanlar, fotoğraf paylaşım ortamı Instagram’daki gelişmeler, Ankara tabanlı başarılı kişisel web siteleri de zaman zaman misafirimiz olacak. 90′lı yılların sonlarına doğru hayatımıza cep telefonlarıyla birlikte yaygınlaşarak katılan internet, bugün yeryüzünü ve alışkanlıkları değiştirerek ilerliyor. Twitter başta olmak üzere pek çok sanal alanda çeşitli sanatçılarla, yazarlar ve öğrencilerle, aktif ve yaratıcı Twitter/blog kullanıcılarıyla kısa söyleşiler yapacağız. Twitter kuşu görünmez bir iz bıraksa da, kanat vuruşlarını yakalayabildiğimiz yerden yazıya geçirerek takip etmeye çalışacağız. “Twitter Âlemi” köşemiz bugün bu yazıyla açılıyor. Tüm okurlarımızın önerilerini, yorumlarını bekliyoruz. Bize tweet atın, hayata açılan bir sayfanız daha olsun. Read the rest of this entry »

FacebookShare

Tags: , ,

AYAK İZLERİNİN ŞİİRİ

Kar yağarken
Doluyor bir boşluk aramızda
Öfkeli bir dal
Ağırlaşıp eğiliyor buzlu geçmişe

Merak etme, hepsi aramızda kalacak
Üşüyen ellerin, denize attığın taş
Ve kılıcı yalnızlığın
Uykumla birleşen saçların bir de

Ah, varamazsın farkına
Kar yağarken bembeyaz
Birden, yaşlandım işte.

 

Kadir Aydemir

FacebookShare

Şiirin Kışı

 

Karların üstüne kül serpiyorsun…
Bir bulut gagası kesmiş o solucanı,
Kıvranıyor acıdan…

Düşün bütün olanları,
Güneşe küsen sarkıtı anla

Baban sarhoş, eve kömür gelmiş
Anla, gözyaşlarıyla erimez bu kar!

 

Kadir Aydemir

FacebookShare

Tags: , , , ,

2 kitap

80′lerde Çocuk Olmak kitabımız çıktı ve 80′ler daha fazla konuşulmaya başlandı, hatta TRT’de yayınlanmaya başlayan 80′ler dizisi bile çekildi; 90′lar Kitabı‘mız çıktı ve 90′lı yılların, 90′ların her şeyi ortaya döküldü, Türkiye ve dünyanın 90′ları gündeme geldi, televizyonda – radyoda, her yerde 90′lı bir esinti hissedildi. Her iki kitap da kendine özgü bir gündem yarattı diyebiliriz.

Öyle yorgunum ki; ama tatlı bir yorgunluk bu… Sırada yeni projeler – yeni kitaplar var.

Yitik Ülke, yepyeni genç yazarları da bünyesine katarak ilerliyor. Hem keyifli hem yorgunum. Kafamda binlerce fikir; yeni şiirler, yeni öyküler, yeni bir roman var…

Cumhuriyet’te yazmaya başlıyorum

Bu arada bu cuma gününden itibaren her cuma yayımlanacak şekilde Cumhuriyet gazetesinin Ankara baskısında Sosyal Medya üzerine yazılar yazmaya başlıyorum. Twitter’da neler olup bitiyor, köşemde paylaşacağım. Ankaralı ya da Ankara’da yaşayan Twitter kullanıcısı arkadaşların özellikle dikkatini çekerim. Köşe yazılarına öneri ve eleştirilerinizi de beklerim, Ankara ile ilgili özel bir bölüm olacak yazılarımda, yayımlanmasını istediğiniz şeyleri tweet atabilirsiniz, elden geldiğince yer vermeye çalışırım. Ankara’da yaşayan blogger’lardan, Instagram ve Twitter kullanıcısı arkadaşlardan haberler bekliyorum. Sitelerinizi tanıtır, sosyal kampanyalarınızı duyururuz, güzel olur. Twitter adresim: @yitikulke – mail de beklerim. (İletişim safyama bakınız)


FacebookShare

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Sanırım 1 yılımı aldı bu kitap, ama değdi. “90′lar Kitabı”na “Çocuk mu, Genç mi?” alt başlığını koydum. Savaş Çekiç ustamız harika bir kapak tasarımıyla, Vildan Bizer ablamız da el emeği göz nuru ile kitabın iç tasarımına destek olarak “90′lar Kitabı”nın diğer iki kahramanı oldular. Kendilerine yürekten teşekkür ederim.

“90′lar Kitabı”nı, hem 35. yaşıma gireceğim 2012′nin ilk günlerinde kendime, hem 2000 yılında kurduğum Yitik Ülke’nin 12. yaşına hem de yitirdiğim dostlarım Serkan Karaçeper ve Doğan Ergül‘ün aziz hatıralarına adadım.

Kitap 3 Ocak’ta tüm kitapçılarda olacak; Yitik Ülke’nin 2. nesil en iddialı çalışması oldu “90′lar Kitabı.”

111 yazarlı “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?”nin yazar kadrosu şöyle:

Kadir Aydemir, Ahmet Meriç Şenyüz, Ali Aydemir, Alper Turgut, Arzu Uzunali, Aslı Vuslateri, Aydın İleri, Aykut Küçükkaya, Ayşen Aksakal, Barış Güven, Başak Daşman, Başak Yener, Begüm Akıncı, Betül Kanbolat, Bihter Dinçel, Birsen Tarhan, Burcu Özefe, Burak Yağız Seçen, Buse Seda Yıldız, Bülent Çolak, Bülent Karslıoğlu, Caner Öztürk, Cem Kartal, Ceren Kurt, Ceyhan Usanmaz, Cihan Hatipoğlu, Cüneyt Asi Duru, Çiğdem Aldatmaz, Çiğdem Eren Kiziroğlu, Çisel Onat, Ece Erdoğuş, Ela Barlas, N. Elif Tanverdi, Emre Baransel, Emre Fidangül, Erdem Aksakal, Esma Yakut, Esra E. Karaosmanoğlu, Esra Tanrıbilir, Eylem Selin Mumcu, Ferhat Uludere, Gonca Vuslateri, Gökce İspi Turan, Gökhan Çınar, Göksel Bekmezci, Gülşah Elikbank, Güray Gürsel, Gürgen Öz, Hakan Bayhan, Hakan İşcen, Hale Ceylan Barlas, Hande Ortaç Aksoy, Handan Aybars, Hilal Ergenekon, Işıl Karpuzoğlu, İlknur Bektaş, Kadri Karahan, Kayra Keri Küpçü, Kerem Işık, Köksal Aras, Mehmet Erikli, Mehmet Ünver, Mehmet Yılmazer, Melissa Mey, Merve Pınar Şiranlı, Miraç Zeynep Özkartal, Murad Çobanoğlu, Murat Girgin, Mustafa Akar, Nazlı İlter, Nefin Huvaj, Neşe Açıker, Neşe Karataş, Nihal Konar Naş, Nihan Bora, Nilay Örnek, Nilgün Yokes Şimşek, Onat Bahadır, Onur Akbudak, Ömür Kurt, Özlem Özyurt, Özden Aydoğdu, Özge Mumcu, Özge Ç. Denizci, Özgür Özgülgün, Papyon Tayfun Türkkan, Rana Çepelioğlu, Sabri Kuşkonmaz, Sefa Çolak, Selcen Doğan, Selma Şiranlı, Serdar Çekinmez, Serdar Orçin, Serhat Filiz, Serhat Uçak, Serkan Türk, Sevil Aksu, Sevinç Erbulak, Sibel Tekyıldız, Suat Başkır, Şahin Özbay, Tanem Sivar, Tijen Bolulu Güler, Tolga Yenigün, Turgay Yılmaz, Yaprak Öz, Yeliz Aras, Yeşim Gökmen, Zerrin Soysal, Zeynep Altıok Akatlı, Zeynep Tüzün.

 

Umarım herkes kendinden bir şey bulur bu kitapta.

Yitik Ülke yaşıyor… 

FacebookShare

Tags: , , , , , , , , , , ,

Her karşılaşma içinde zehrini taşısa da, aldanmak ruhun en büyük zaafı olmalı. Senden önce de dökülüyordu yapraklar, senden sonra da taşacak mavi deniz. Tuzla yanacak kıyılar, güneşin inmediği ölü kayalar. Kâğıdın güçsüz bedeni yetmiyor bana. Kanla dolmayı özleyen kalem sessiz sedasız bekliyor. Evreni izliyorum, insanları, kuşların uçuşunu, böceklerin uykusunu anlamaya çalışıyorum. Küçük notlarla dolu gökyüzü, gök hep saçlarındı senin. Bir masal okudu zaman bize ve ustaca kandırdı belki. Kesik bir ağaç gibi inançsızım artık. Yersiz yurtsuz bir ruhu saklayan, ayrılığın heykeline dönüşen rüzgâra sormalı bekleyişin ne demek olduğunu. O iyi bilir hangi dala sürtünüp senin kokunu bana getirdiğini. Ah, kendine bahşedildiğini düşündüğü mucizeyi kim istemez? Yokmuş öyle bir şey. Bir batık var kalbinde oysa, ölü tayfalar ve zamanın değersiz bir kuma gömdüğü hazinelerle dolu. Sana bunları diyemedim. Bunlar eski düşlerle dolu sanrılı bir uykuda çürüyecek sözler. Sıradan, görkemsiz cümleler hepsi. Hangi diken kanatır, hangi çiçekte bal var, hangi meyve düşüp saçılmak ister sonsuza, bildiğim her şeyi unuttum bu gece. Kaybolmak güzel şeymiş, bir daha bulunmayacağını biliyorsan eğer. Öyleyse yağmurda ağlaşan yapraklar ve yıldızların birden söndüğü bu gece için, bir kez daha hoşça kal. Bu oyun burada yeniden başlar. Kaybolur herkes kendi oyununda. Karanlığa da alışır gözlerim, senin biçimini alan şu karanlığa.

 

Kadir Aydemir

FacebookShare

Tags: , , , ,

Desen: Savaş Çekiç

KAYIP MEKTUP MONOLOĞU / Kadir Aydemir*

 

 

Yıllarca bir zarfın içinde uyumak nedir bilir misin?

Peki ya postada kaybolan bir mektuba hapsolmak?..

Kuruyan mürekkebi acıyla hissetmek gittikçe buruşan bedeninde.

Aşkla yazılan her satırı ezberlemek, ezberlemek, ezberlemek… günün doğuşu ve ayın her gece umarsızca batışı gibi ezberlemek her şeyi. Hoş, onlar da bilmez ya neyi neden yaptıklarını…

El yazısının her harfinde, mürekkebin dağıldığı her yerde bir anlam aramak… boşuna mı?..

 

Ah, yolunu yitiren bir mektubum ben; ulaşamadım sevdiğimin ellerine… Onun gözleriyle okunmadı tüm yazdıklarım. Uzaklara bakarak sabırsızca beklediği mektup hiçbir zaman geçmedi demek ki eline. Oysa bir odaya kapanıp yaşlı gözlerle ona olan sevdamı anlatmıştım. “Sevgilim, “ demiştim, çok severdim ona sevgilim demeyi, “biliyorum savaştasın, ama bu bizim savaşımız değil.” “Yanına gelmek isterdim, sihirli bir değnek bulsam ondan tek isteğim bu olurdu.” Hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve yazıyordum ne garip… Yazdıkça açılıyordu içim. Yağmur yağmaya başlamıştı. Dışarıdaki tavukların ve atların sesi kesilmişti. Mektubumu bitirdiğimde kırmızı büyük pulu göğe kaldırmış, yağmura karşı narince tutmuş, düşen damlacıklarla ıslanan pulu zarfın üstüne özenle yapıştırmıştım. Yoksa onlar gözyaşlarım mıydı?.. Hiçbir şey net değil artık…

 

Bakmayın böyle kirli ve solgun olduğuma. Ne var, neden gülüyorsunuz? Siz de bir gün yaşlanacaksınız elbet. Bu dünyada diri kalmak kuşlara ve denizin sonsuz balıklarına verilmiş bir hediye.

 

Eskiden ben de genç ve alımlı bir kadındım… Ne zaman kasabada bir dükkânın önünden geçsem içimi titreten o ıslıkları duyardım. Gözbebeklerim büyür, tenim ürperirdi. Yüzüm her şeyden saklanmış şu daldaki elma gibi pürüzsüz ve gergindi. Aynalarla konuşurdum. Yoktu böyle derin çizgilerim, kör bir dilenci gibi fark etmezdim mevsimlerin nasıl hızla gelip geçtiğini… Artık ne önemi var ki bunların. Oturup her gün sayfalarca mektuplar yazardım. Hayaller kurup çiçek toplar, gülümseyerek gezerdim kırlarda, çünkü o bir gün bana geri dönecekti… söz vermişti trene binerken… dönecekti… emindim… sözüne hep sadık bir erkekti…

 

“Ah sevgilim, neredesin…

Bu mektup eline geçtiğinde…

Fotoğrafımı yolluyorum…

Seni çok…

Her gece uyurken seni…

Ah yeryüzü düşüm benim…

Özle…dim… 

 

Öpüşlerini… hissediyorum…

Cevabını bekli…yo…rum…

Hemen…

Bana yaz… mutlaka yaz…

 

seni seviyorum…”

 

Hayal meyal anımsıyorum. Üzerinden yıllar geçmiş bu mektubun içine saklanalı. Düşlerle dolu kâğıtlara hapsetmiştim ruhumu. Tek isteğim cephedeki sevgilime bir an önce varmasıydı yazdıklarımın. Postada kaybolan mektuplar vardır. Kimin, ne zaman, kime, neden yolladığı unutulur onların. Tozlu raflarda bekler, sahibine bir türlü ulaşamazlar. Mektubu yazan da ölüdür artık, alacak olan da. İçinde neler olduğunu kimse bilmez. Ama bu sefer, yani bir seferliğine ben kazanmıştım… Ona ulaşmanın en iyi yolu buydu; mektup zarfının içine girip sevdiğim adamın yanına dek gitmek ve ona kocaman bir sürpriz yapmak.

 

İmkânsız mı dedi biri?

Hah!

 

Neden imkânsız olsun ki? Bu bence Ay’a gitmekten daha kolay. Üzümden şarap yapmaktan da daha kolay. Ne sandınız?.. Tek endişem vardı… O da gerçek oldu. Doğru yerde ve doğru zamanda orada olamadım… Yıl 1900’leri geçmişti… Neredeydim… Ben kimdim… Adım neydi… Her şey öyle karanlık ki. Hem, sayfalarca mektup yazan, bir mektuba dönüşür derler…

 

Adın neydi senin… ey sevgili, adın neydi… bu yüzyılda neden uyandım…

Ama, her şeye rağmen doğan şu güneş, aydınlatıyor yüreğimi… İyi ki yazmışım. İyi ki varsın…

 

 

* Yazarın yakında çıkacak olan “Sonsuz Unutuş” adlı öykü kitabındandır. 

FacebookShare

Tags: , , , , , ,

AY, ZAMAN, ÖLÜM / Kadir Aydemir *

 

Ay daha da karardığında, büyük ağaçların ve donmuş suların ortasında kalmıştı. Ne kadar da çaresiz ve güçsüzdü kolları. Bir isim, zihninde dönüp duruyordu. Boşluğun kalbine akıyordu gözyaşları. Bir insanı bu kadar özlemek normal miydi? Bunca acı nedendi? Çözemiyordu. Harfler yan yana geliyor ve onu çağrıştırıyordu. Gözleri gözlerinin önündeydi. Kadının o hayran olduğu güzel tırnakları uzuyor, etine batıp kanatıyordu. Anıların kılıcı keskindi.

Üşümüyordu.

Ondan önce yaralı köpekler geçmişti buralardan, umurunda değildi bu. Yırtıcı bir hayvan çıksa, karşısında öylece durur, belki bir taş almak için eğilir, sonra vazgeçerdi bundan; ağlardı… Karşısında köpüren hayvan susar ve olduğu yere çömelirdi. İnsanın acısını hissederdi kendi gibi olmayan her şey. Bir tek “insan” anlamazdı bunu!

Tanrı’yla hesaplaşmak kolay değildi bu gece. Neydi beklentisi? İçinde bulunduğu korkunç durumdan kurtulmak için yakarmıştı ona. Duaları kabul olmuştu işte, daha ne istiyordu! Şimdi kendini cansız kayaların, çürük otların arasında sürüklenirken bulmuştu. Ama bir şeyin farkındaydı, kadın artık iyiydi. Uzakta ve iyiydi. Onsuz iyiydi. Her şey silinmişti. Ne mutfaktaki kristal bardak ne de duvardaki fotoğraflar bir anlam ifade ediyordu. Ayrılık güzel bir yara iziydi.

Ay daha da kararırken yaklaşıyordu görünmez avcılar.
Küçük damlacıkların bıraktığı büyük su birikintileri vardı ardında…
Sekerek uzaklaşıyordu.
Orman onu kabul etmişti. Sarmaşıkların hareketini hissetti.
Acısından uluyordu, başka bir şey değil…

 

 

* Yazarın “Sonsuz Unutuş” adlı öykü kitabındandır. 

FacebookShare

Tags: , , , , ,

« Older entries