Sevgisiz Günlük

You are currently browsing the archive for the Sevgisiz Günlük category.

2 kitap

80′lerde Çocuk Olmak kitabımız çıktı ve 80′ler daha fazla konuşulmaya başlandı, hatta TRT’de yayınlanmaya başlayan 80′ler dizisi bile çekildi; 90′lar Kitabı‘mız çıktı ve 90′lı yılların, 90′ların her şeyi ortaya döküldü, Türkiye ve dünyanın 90′ları gündeme geldi, televizyonda – radyoda, her yerde 90′lı bir esinti hissedildi. Her iki kitap da kendine özgü bir gündem yarattı diyebiliriz.

Öyle yorgunum ki; ama tatlı bir yorgunluk bu… Sırada yeni projeler – yeni kitaplar var.

Yitik Ülke, yepyeni genç yazarları da bünyesine katarak ilerliyor. Hem keyifli hem yorgunum. Kafamda binlerce fikir; yeni şiirler, yeni öyküler, yeni bir roman var…

Cumhuriyet’te yazmaya başlıyorum

Bu arada bu cuma gününden itibaren her cuma yayımlanacak şekilde Cumhuriyet gazetesinin Ankara baskısında Sosyal Medya üzerine yazılar yazmaya başlıyorum. Twitter’da neler olup bitiyor, köşemde paylaşacağım. Ankaralı ya da Ankara’da yaşayan Twitter kullanıcısı arkadaşların özellikle dikkatini çekerim. Köşe yazılarına öneri ve eleştirilerinizi de beklerim, Ankara ile ilgili özel bir bölüm olacak yazılarımda, yayımlanmasını istediğiniz şeyleri tweet atabilirsiniz, elden geldiğince yer vermeye çalışırım. Ankara’da yaşayan blogger’lardan, Instagram ve Twitter kullanıcısı arkadaşlardan haberler bekliyorum. Sitelerinizi tanıtır, sosyal kampanyalarınızı duyururuz, güzel olur. Twitter adresim: @yitikulke – mail de beklerim. (İletişim safyama bakınız)


FacebookShare

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Her karşılaşma içinde zehrini taşısa da, aldanmak ruhun en büyük zaafı olmalı. Senden önce de dökülüyordu yapraklar, senden sonra da taşacak mavi deniz. Tuzla yanacak kıyılar, güneşin inmediği ölü kayalar. Kâğıdın güçsüz bedeni yetmiyor bana. Kanla dolmayı özleyen kalem sessiz sedasız bekliyor. Evreni izliyorum, insanları, kuşların uçuşunu, böceklerin uykusunu anlamaya çalışıyorum. Küçük notlarla dolu gökyüzü, gök hep saçlarındı senin. Bir masal okudu zaman bize ve ustaca kandırdı belki. Kesik bir ağaç gibi inançsızım artık. Yersiz yurtsuz bir ruhu saklayan, ayrılığın heykeline dönüşen rüzgâra sormalı bekleyişin ne demek olduğunu. O iyi bilir hangi dala sürtünüp senin kokunu bana getirdiğini. Ah, kendine bahşedildiğini düşündüğü mucizeyi kim istemez? Yokmuş öyle bir şey. Bir batık var kalbinde oysa, ölü tayfalar ve zamanın değersiz bir kuma gömdüğü hazinelerle dolu. Sana bunları diyemedim. Bunlar eski düşlerle dolu sanrılı bir uykuda çürüyecek sözler. Sıradan, görkemsiz cümleler hepsi. Hangi diken kanatır, hangi çiçekte bal var, hangi meyve düşüp saçılmak ister sonsuza, bildiğim her şeyi unuttum bu gece. Kaybolmak güzel şeymiş, bir daha bulunmayacağını biliyorsan eğer. Öyleyse yağmurda ağlaşan yapraklar ve yıldızların birden söndüğü bu gece için, bir kez daha hoşça kal. Bu oyun burada yeniden başlar. Kaybolur herkes kendi oyununda. Karanlığa da alışır gözlerim, senin biçimini alan şu karanlığa.

 

Kadir Aydemir

FacebookShare

Tags: , , , ,

Bunca zamandır kendime notlar alamadım, öyle yoğun bir dönemdeyim ki kafamı kaşıyacak vaktim yok… Ölüdeniz Belediyesi’nin düzenlediği 3. Ölüdeniz Edebiyat Günleri çok eğlenceli ve verimli geçti. Pek çok yeni arkadaş edindim. Fethiye, Ovacık ve Ölüdeniz’de olmak, İstanbul’da herkes üşürken orada denize girmek çok keyifli oldu doğrusu.

Döndükten sonra “90′lar Kitabı”yla ilgili çalışmaları tamamladım, kitap haftaya baskıya giriyor.

Yeşim Özsoy Gülan‘ın teklifiyle “Kayıp Mektup Monoloğu” adlı bir kısa oyun yazmıştım, Galata Perform’un “Görünürlük Projesi” kapsamında Galata’daki Kamer Pul Evi önünde sahnelenen kısa oyunumu tiyatro sanatçısı Sezin Bozacı sahneledi. Yeşim’in yönettiği bu çalışmada Sezin’e de Yeşim’e de ayrı ayrı teşekkür ederim, benim için güzel bir anı ve başlangıç oldu. Oyunu izlemek için tıklayın

Kasım ayı sonunda “90′lar Kitabı” doğuyor, heyecan dorukta… 111 yazarlı, 400 sayfalık bu dev kitabımız aralık ayı başında kitapçılara dağıtılır sanırım… Çok güzel olacak… çok…

 

FacebookShare

Tags: , , , , ,

Oldukça yorucu ve koşuşturmacalı günler gelip geçiyor. Yitik Ülke’yi yaşatmak için çabalarken bir yandan da kendi öykü kitabımı hazırlıyor, yeni öyküler ve şiirler peşinde geziniyorum. “90′lar Kitabı”nın hazırlıkları bitmek üzere; 111 yazarlı ve 400 sayfalık çok sıcak ve duyarlı bir toplam oldu. Neşeli bir kitap, ama sadece neşeli değil… Metin Göktepe‘nin öldürülmesinden cezaevlerinde yaşanan ölüm oruçlarına, Uğur Mumcu‘nun öldürülmesinden Sivas Katliamı’na… çok şey sığdı sayfalara… Deprem de yazıldı, Barış Manço da… Güzel anlar hüzünlü anılara karıştı, acı içinde boyumuzun uzaması gibi bir şey bu… “90′lar Kitabı” duyarlı ve politik, neşeli ve paylaşmayı seven katılımcı bir kadroyla çıkıyor… Kasım ayı başında tüm kitapçılarda. Değirmenlere karşı Yitik Ülke yoluna devam edecek… daha pek çok hayalim var çünkü…

***

Bugünlerde Gonca Akyar ile yazışıyorum ve onunla güzel bir söyleşi yapmak için hazırlanıyorum. Gonca çok büyük bir yetenek bana göre ve adını tarihe yazdıracağını seziyorum. Şiirlerimi bestelemesini isterdim. Belki bir aşk şiirini. O, son derece duyarlı bir ruh. Sesini duymalısınız. Ruhi Su’yu ilk dinlediğimde “Tanrım, inanamıyorum” demiştim, onu dinlerken de bu sözler çıktı dudaklarımdan. Kişisel bir web sitesi var, hikâyesini okumalısınız. www.goncaakyar.com

***

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Âşık Mahsuni Şerif, Nesimi Çimen… Onlar dev şairler… Asla unutulmayacaklar. Hem hangi şiir bir türkünün kartalına erişebilir! Görkemli bir dağın etrafında uçuşup duruyorlar ve biz şairler hevesi uçmak olan kanatsız kuşlarız belki de. Selam olsun.

FacebookShare

Tags: , , , , , , ,

Yıllar sonra yeniden bir posta kutusu kiraladım. Artık mail ile gelen ve okumamı/düşüncelerimi belirtmemi isteyen dijital mektuplara son. Elin kâğıt kaleme gidecek, zarfı yalayacak ve pul yapıştıracaksın. Postacılar sadece fatura taşıyor, evet. Kimse birbirine mektup yazmıyor, evet. Pul kültürü unutuldu, evet. Bunun ne önemi var ki.

Hayatın doğal ayrıntılarının bir nostalji nesnesine dönüşmesine asla izin vermem. 30-35 mektup arkadaşım vardı 20′li yaşlarımda ve neredeyse her gün ama her gün mektup yazardım, günlük hayatımı anlatır dururdum hiç tanımadığım insanlara. Onlar da bana anlatırdı, ne günlerdi ama; mahallemizin postacısı gülümseyerek yokuştan iner ve “Kadir mektupların var!” diye bağırırdı. Benim cevabım şöyle olurdu: “Naber abi, çay içer misin?”

Mektup kültürünü severim ve güzel mektup yazarım. Dilimin gelişmesinde çok katkısı oldu mektuplaşmanın. Mektup arkadaşlığının yeri apayrıdır içimde. Şimdi iş güç koşturmaca tabii ki, ama bu posta kutusu neşelendirdi beni. Hiç unutmam, doğum günlerimde tanımadığım insanlardan mektuplar, kitaplar, kalemler, hediyeler gelirdi. Sahi, 1500′den fazla pulum da var ve geçen hafta bir pulcudan (filateli), Picasso pul serisi aldım 5 TL’ye. Güzel bir histi.

Artık Beyoğlu’nda bir posta kutum var. Yazmak isteyen herkese açık. Yaşasın postada kaybolan mektuplar!

Kadir Aydemir – Yitik Ülke PK 212 Beyoğlu / İstanbul

FacebookShare

Tags: , , , , ,