Sevgisiz Günlük

You are currently browsing the archive for the Sevgisiz Günlük category.

Kara bulutlar dolaşıyor üstümüzde, kalbimizde. Toparlanmak ve iyileşmek zaman alacak, ama başaracağız bunu, geçip gidecek bugünler… Uzun zamandır İstanbul’da değilim. Ege’deyim, Didim’de hem yeni kitaplara çalışıyor hem de biraz dinleniyorum. 9-10 ay aralıksız koşturdum. Eylül ortasına dek burada, Altınkum yakınlarında dinlencedeyim… Dinlence ne güzel bir sözcük. İlk olarak, yıllar önce, Pandora Kitabevi’ndeki işimden ayrılma kararı aldığımda, sevgili Hüseyin Bey’in benim ardımdan yolladığı sevgi dolu bir e-postada rastlamıştım bu kelimeye. Hoşuma gitmişti. Her neyse; burada bir bisiklet grubuna üye oldum (Didim Poseidon Bisiklet Grubu), her salı ve cuma akşamı bisiklet turları yapıyoruz. Arada bir, arkadaşlarla, bağımsız ve uzun bisiklet turu da düzenliyoruz. Bisiklet olmasa burada sıkıntıdan patlardım sanırım. Her yere onunla gidiyorum. Sürekli beraberiz bisikletlerim “Bulut” ve “Fırtına”yla. “Fırtına” yeni bisikletim; deore setli ve 30 vitesli Carraro Sportive 230, sağlam ve perfomansı yüksek bir yol bisikleti. “Bulut” ilk göz ağrım, bendeki yeri ayrı. Arada bir, günlük işler için onu da kullanıyorum, boynu bükük zavallının. İstanbul’daki bisikletimse yine bir Carraro, 330 serisi harika bir şey. Adı “Şimşek”. Bisikletle yıllar sonra yeniden yakınlaşmak beni adeta çocukluğuma götürdü. Onlarla mutluyum. Beni anladıklarını düşünüyorum. Konuşuyorum bazen. Alıyorum kitabımı ve havlumu yanıma, kaçıyorum denize. Bisikletin verdiği özgürlük duygusunu tanımlamak zor. Sanırım Pinokyo’lu yıllarımdaki duygu bu hissettiğim. Kırmızı Pinokyo bisikletim, ah.

Neyse; Didim’i altına üstüne getirdim şimdiden. Bisikletle gitmediğim rota kalmadı. Uzun vadede şehirlerarası turlar yapmayı istiyorum, bakalım, hayat diyelim. Bir çadırım vardı yırtıldı, eskidi, attım gitti. Yeni bir çadır almalı Decathlon’dan falan.

Didim’de imza günlerim olacak bu hafta. Burada, Didim’in Altınkum sahilinde “Yazarlar Festivali” dzenleniyor her sene. 29-30-31 Temmuz’da Didim sahilinde yazar arkadaşlarla beraber kitap imzalayacağız.

Yazacak çok şey var ama elim kâğıda kaleme gitmiyor artık. Bir iç sıkıntısı, moralsizlik, yalnızlık ve donukluk duygusu. Bisikletle, aya giden bir yol bulacağım sonunda…

 

Bir ömre kaç kitap sığar bilinmez. Eskiden, ansiklopedi okurken yazarların hayat hikâyelerine özellikle takılırdım. Kimdir, ne zaman ve nerede doğmuş, ailesi yoksul muymuş, soylu bir aileden miymiş, ne zaman ve neden ölmüş, yazar olmaya nasıl karar vermiş, kaç kitap yazmış, neler yapmış?.. Merak işte, kediyi öldürür. Büyük bir iştahla okurdum böylesi şeyleri. Bu huyum değişmedi.

*

Zaman tanımsız ve şekilsiz de olsa geçiyor işte. Her şey değişiyor. İlaç kutuları çoğalıyor, saçların beyazlıyor, alnın açılıyor, hafif bir göbek… Bu görünmez düşman her şeye dair keskin bir isteksizlikle yüklüyor seni. Mutlu olmak neydi sahi? Nasıl bir şeydi o? Günler, haftalar, yıllar yerdeki kanı siler gibi siliyor zihnini. Ne çok şey aldı senden, gerçek bir hırsız o.

*

Şubat aylarından nefret ediyorum. Yaşamımdaki büyük kırılmalar, ayrılıklar, ölümler, kaybedişler hep şubatta oldu. Ben Sevgisiz Günlüğüme bu cümleleri not düşerken takvimden bir yaprak daha düştü ve 17 Şubat oldu bile. Babamın öldüğü gün bugün. 1994, daha dün gibi hatırladığın fotoğraf kareleri ne kadar eskiyebilir ki? Mezarına da gitmiyorum ne zamandır. Bazen rüyama giriyor elbet, görüşüp konuşuyoruz. Neyse… Yarın düşüneceğim tüm bunları, olan biteni…

Şubat aylarında pek güzel şey olmaz, ama benim yazdığım tüm kitaplar hep şubatta çıktı. Yeni öykü kitabıma “Ay Yağmurları” adını verdim. Kısa öyküler yazmayı seviyorum. Yolu açık olsun. Biliyorum ki kimsesiz bir kitap olacak. Artık bir çığlıksın ey kitap. Dilediğin yere düşür çığı.

Ölüme inat, yaşasın edebiyat!

* * *

Kitapçılardan isteyebilirsiniz

as%cc%a7ksiz-go%cc%88lgeler-o%cc%88yku%cc%88
AY YAĞMURLARI / Kadir Aydemir

Yitik Ülke Yayınları – Öykü – 100 sf. – Kapak tasarımı: Savaş Çekiç

Birbirine karışan izler, iki insanın tanışmasıyla ayrıldıkları an arasına sıkışan zaman, ölümle yaşamın buluştuğu rüyalar, insanın acısıyla doğanın hissettiği acı… Zamanla hiçbir şeyi “unutmayan”ların ve zehirli düşlerin anlık öyküleri var Ay Yağmurları’nda. Kadir Aydemir, şiirsel ve güçlü bir dille ustaca kaleme aldığı yeni öykülerinde az sözcükle çok şeyin anlatılabildiğini kanıtlıyor okura. Edebiyatı seven herkes için büyülü metinlerle dolu özel bir kitap…

* * *

Bir ağaç köklerini unutabilir mi? Hayır, kazanan sen değilsin asla. Yalnızlık elinde bir bıçakla gelir ve kendini hissettirir. Metali anlarsın. Perdeye sürtünen hafif bir rüzgâr gibidir zaman. Her şey bir anda olur. Sokağın ortasında tek başına kalırsın. Biçimsiz evlerin kör gözleri, çöp kutusu, kediler, yalnızlık ve sen. Kanlar içindesin! 

Tags: , , , , ,

kadir aydemir uygurca çeviri şiirlerŞiirlerim Uygurcaya çevrildi. Güzel duygu, yazdıklarınızın başka dillerde de olması. Kim bilir okuyanlar neler hissedecek, şiir bu yönüyle hiçbir edebiyat disiplinine benzemiyor. Doğu Türkistan’daki, 160 bin tirajlı bir gazetenin edebiyat sayfalarında yer almış şiirlerim. Urumqi Kechlik Gazetesi için çevirileri Ablet Berqi yapmış. 2015 biterken hoş bir sürpriz oldu. 

* * * 

Koca bir yıl sona erdi. Ne hissettik? Sadece acı ve keder. 2016’dan umutluyum; sağlıklı, mutlu, huzurlu ve bereketli güzel bir yıl olsun hepimize…

Haftaya Adana’ya, 9-17 Ocak’ta gerçekleşecek olan Çukurova Kitap Fuarı’na gidiyorum. İki hafta kadar orada olacağım. Çarşambadan gidip sevgili dostum ve yazarım Sıtkı Silah’la ve birçok arkadaşlarla sohbet için bir araya geleceğim. Bölgedeki tüm arkadaşları Yitik Ülke Yayınları kitap standımıza beklerim. Güzel bir fuar olacak… Akdeniz’in sıcacık insanlarını çok seviyorum. 

Yıllar oldu bir bisikletim olmayalı. Bir Pinokyo bisikletim vardı eskiden, kırmızı, güzel mi güzel. Tek anım onunla… O zamandan beri nerede bir bisiklet görsem içim giderdi, heveslenirdim. Pinokyo deyip geçme. Dolma lastikli, ön frenli, kız gibi bisiklettir. Sağlamdır. İyi dosttur, seni dinler, yarenlik eder… Bambaşka bir şey Pinokyo… 

Ve geldik 38 yaşına… Hep aklımdaydı, sonunda yaptım: Kendime mavi, güzel bir bisiklet aldım. Adını “Bulut” koydum. Bu yaz onunla geçti. Didim’de bir bisiklet grubuna üye oldum. İlk uzun turum Doğanbey/Karina’ya oldu, gidiş-dönüş 82 km’lik inanılmaz bir macera yaşadık. 

Bisiklet tam anlamıyla özgürlük demek benim için. Onunla konuşuyorum, ilgileniyorum, ona hediyeler alıyorum, mutlu olduğum için yapıyorum bunları. İnsanların yalanından dolanından, saçma sapan oyunlarındansa… Hiç olmazsa değerini biliyor, seninle geliyor her yere. Çocuklaşıyorum tabii onunlayken, özlemişim bu hale bürünmeyi. Yaz biterken ayrılmak hüzünlü oldu doğrusu. İstanbul’da da bir bisiklet grubu kurmayı düşünüyorum, bakalım. 

Bu arada bisiklet tutkunları için bir kitap projelendirdim. Aydın İleri yayına hazırladı, “Bisiklet Öyküleri” kitabı birkaç hafta sonra yayımlanacak. Yitik Ülke Yayınlarımızdan çıkacak olan kitapta 60’tan fazla yazarın bisiklet anıları var. İnanılmaz tatlı bir kitap, çok sevileceğini ve okurken herkesin çocukluğuna döneceğini düşünüyorum. Keşke hiç büyümeseydik, değil mi?.. Dünyanın bu kanlı halini gördükçe, bizi geçmişe sürükleyen her şey daha da fazla anlam kazanıyor… 

Sana bu yaz neler yaptığımızı uzun uzun yazamadım sevgisiz günlüğüm… Çok şey oldu… Didim’deyken sevgili kardeşim Onur Behramoğlu‘nun sürpriz yapıp yanıma gelmesi de en tatlı anılarımdan biriydi. Onur’umla bir hafta boyunca çocukluğumuza döndük adeta. Sitenin bahçesinde kıvrılarak ilerleyen bir yavru yılan gördük. Anadolu engereğiymiş. Zehirliymiş ve türünün nadir-korunmaya muhtaç örneklerindenmiş. Onunla karşılaşınca büyülendik desem yeridir… Kalakaldık… Şaşkındık… Benim şamanik erk hayvanım da yılandır. Onların mesajlarını artık daha iyi anlıyorum… Derken denize girdik. Baykuşları izledik. Şiiri gördük. Doğanın içinde geçen bir hafta ikimize de iyi geldi. Uzun yürüyüşler yaptım ve düzenli spora başladım. Bisiklet bahane oldu aslında; tempolu yürüyüşlere çıkıyorum artık. Günde ortalama 10.000 adım atıyorum, 8-9 km. yol gidiyorum. 

Tatilin son günlerinden birinde, uzun bir yürüyüş sırasında yerde yatan ölü bir serçe gördüm. Onu yavaşça yerden alıp kulağına bir şeyler fısıldadım. Bir taşı yerinden oynattım, toprağı kazmaya başladım. Onu açtığım küçük bir mezara gömdüm. Üzerine o taşı koydum. Kim bilir neden öldü, nasıl öldü, neydi onu çağıran şey? Hüzünle uzaklaştım… Derin düşüncelerle ilerlerken, yerde çırpınan bir kelebek vardı, son anda fark ettim… Ellerime aldım onu, ah dedim, ah güzel kelebek, ne oldu sana? Çırpınıyordu. Bir araba ya da görünmez bir şey çarpmıştı sanki. Ölümü görmüş gibiydi… Biraz konuştum, asfalttan uzaklaştırıp sık otların arasına bıraktım o güzelliği… Canını kurtardım… Belki de teşekkür edip uykuya dalmıştır… Bilmiyorum… Birkaç gün önce, bisiklet arkadaşım Tayfun’la 40 km’lik Didim-Akbük turu yaparken yolda yatan, yaklaşık 1 metre boyunda olan ölü bir yılan görmüştük… Yılanı geçince yol kenarında ölü bir yabandomuzuna rastladık. Korkunçtu. Yarısı yoktu. Korkudan hızla pedalladık… Gün ortasıydı. Geceleri yabandomuzları çok saldırgan oluyormuş, kendilerini yola atıp arabalara, motorlara saldırıyorlarmış. E orası onların evi, insanoğlu geliyor ve yuvalarını işgal ediyor resmen. Nerede yaşayacak bu hayvanlar? Nereye gidecekler?.. Bu dünya onlara ait! 

Yılanlarla, böceklerle, karşılaşmalarla dolu yalnız bir yaz geçti… Belki de hepsi kısa öykülerime, şiirlerime konu olacak, birer imgeye ya da metafora dönüşecek bu rastlantıların, kim bilir?… Yeni öykü kitabım bitek üzere bu arada. Ona bir isim arıyorum. Ne zor şey bir kitaba ad bulmak… Yazmaktan daha zor, ciddiyim… 2016’nın Şubatı’nda doğacak yeni kitabım. İsmi mi? Rüyamda göreceğime eminim. Gördüğüm ismi koyacağım. Hep öyle olur çünkü. Rüyaya yatmalıyım…

NOTLAR

-Öykülerim Hollandacaya çevriliyor, öykü kitabım Belçika‘da yayımlanacak.

Uluslararası bir etkinlikten mektup geldi, şiirlerimi çevirip enstalasyonlarda kulanacaklarmış, gerekli izni verdim, meraktayım.

-Dostlarımla yakında yeni bir edebiyat dergisi çıkartıyoruz. İsim babası ben oldum: “Çevrimdışı Edebiyat Dergisi” dergimizin ismi. Popüler kültür dergisi değil, edebiyat dergisi. Ben, Gökçenur Ç., Efe Duyan, Selahattin Yolgiden, Gonca Özmen, Zerrin Yılmaz, Vildan Bizer ve Melike İnci yan yanayız. Dergi, 2016’da yayın hayatına merhaba diyecek.

 

Sevgisiz günlük; daha yeni aldığım telefonum bozuldu, valizimi bile hazırlamadım, kitapları seçmedim, dolmakalemlerime mürekkep çekmedim, yanıma defter almadım, diş macunu-diş fırçası-diş ipi, parfüm, bana şans getiren onlarca benim mutlu olsun diye bir güneş kremi, yani hiçbir şey yapmadım ama bu akşam yola çıkıyorum. Hayır, işin garibi, nereye gideceğimi yol bana söyleyecek. Garip, değil mi? Hayır. Olması gerektiği gibi. Boğucu temposuyla otogar ya da yarı korku yarı sevinçle adım attığım havaalanları fısıldayacak nereye gitmem gerektiğini. Önemli olan yolda olmak.

* * *

Ve güzel bir haber. Almanya’da da yayımlanan öykü kitabın “Aşksız Gölgeler” Hollandacaya çevriliyor ve 2016’da Belçika’da yayımlanacak. Ben Kıbrıs ve Makedonya dışında ülke göremedim ama yazdıklarım dünyayı geziyor. Haksızlık bu! :) Şaka şaka, çok güzel bir duygu… Çok mutlu oldum… Kırgın, sevinçli, hüzünlü, eksik bir duygu bu. Her şeyden biraz var içinde… Hani Arkadaş Z. Özger diyor ya o çok sevdiğim şiirinde:

 

“canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar”

Zaman akıp giderken geriye dönüp bakınca ne görüyorsun? Bu önemli. Koca bir hiç ise cevabın, mutlu olmalısın.

Senden kalan izler, ona karışan izler, hâlâ silmediğin ya da yırtıp atmadığın fotoğraflar, hediyeler, rüyalar rüyalar… Hayatın çok umurundaydı sanki. O bildiği gibi akıyor. “Sen” dediği şeyin bir tanımı, yüzü, sesi yok ki. Her yeni insanda değişen, su gibi onun şeklini alan bir şey, “sen”. Her neyse. Bunu düşünmek istemiyorum. Kimi zaman bu yalnızlık ve ölüm hissi yüreğimi acıtıyor. Şimdi yola düşme ve yenilenme vakti. Ne zamandır bugünleri bekliyordum. Yorucu ve yıpratıcı bir 6 ay geçti. Çalıştığım gazeteden istifa ettim, artık sadece yazarlık ve yayıncılık var hayatımda. Yitik Ülke düşü sonunda beni tamamen alıp sürüklemeye başladı. Çünkü bu olacaktı, çocukluktan beri bekliyordum. Dinlenmeliyim. “Dinlence” deniyor hani, ondan. Uzakta deniz daha sakin. Sırt çantam hazır, kitapları seçtim, defterlerim yanımda, rotam belirli, ne, belirli mi? Yalan! Benim kadar kararsız biri için rota yoktur. Pazar gecesi kapıyı kilitleyip otogardan kalkan ilk otobüse bineceğim sevgili günlük. Önce Ayvalık’a gitmeyi planlıyorum, çocukluk arkadaşım Ertuğrul’u bir göreyim ve yine uzun uzun sohbet edip planlar, projeler yapalım, olmayacak hayaller kuralım. Birkaç güç orada kaldıktan sonra Bozcaada’da Homeros Şiir Günleri’ne davetliyim, adaya gideceğim. Güzergâh ters olacak ama olsun, belki sonrasında Gökçeada ve yıllardır gitmek istediğim Çanakkale Şehitlikleri’ni gezerim. Sorası ise tam bir muamma. İzmir, Aydın, Kuşadası, Bodrum, Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu, Olimpos var kafamda. 20’li yaşlarda otostopla, yürüyerek, çadırımız sırtımızda ne çok yolculuk yapardık Ertuğrul’la. Her ne olursa olsun, hayatımızda ne değişirse değişsin, o eski biz şimdiki halimizi oralarda bekliyor, buna inanıyorum. Hüzünleniyorum düşündükçe. 38 yaşına gireceğim 2.5 ay sonra ve neden bilmem garip bir his var içimde. Hem tatlı hem ekşi bir his, şiir gibi. Şiir dedim de, cidden artık ne kadar az şiir yazabiliyorum… ne oldu bize? Teknoloji zamanımızı nasıl bu kadar hınzırca çalabiliyor? Neyde ki Twitter vs. sosyal medya kullanımına ara verdim. E tatilde fotoğraflar paylaşırım elbet. Instagram daha çok hoşuma gidiyor artık ve kişisel Facebook sayfamda paylaşım yapmak. Öylesine, fotoğraf çekip tatlı bir an yakaladıkça paylaşıyorum. Kitap okuma tempomu daha da yükseltmem gerek, bunu mutlaka yapmalıyım. Yayınevlerim için zaten yoğun okuma yapıyorum, ama büyük keyif alarak okuduğum kitapları özel zamanlarda ve bir ekmeği dilim dilim yer gibi, sindirerek, yavaşça okuyorum. Bu şekilde genelde 3-4 kitabı bir arada okuyarak büyük bir hata mı yapıyorum? Belki. Sıkılıp bir köşeye bıraktığım çok kitap var. Ya bir gün benden öç alırlarsa? Her şey olabilir. Ne demiş şair, “bütün mümkünlerin kıyısındayız…” Ey gezgin, yollara düşme vakti yaklaşıyor. Milan Kundera’nın “Yavaşlık”taki tezi ne kadar da haklıymış… Gitmeli, kabuk değiştirmeli, bir yılan gibi, kendini iyileştirmeli.

Tags: , , , , , , , , ,

16-19 Ekim tarihlerinde Makedonya’daydım. 18. Tetova Uluslararası Şiir Festivali’ne davet edildim, ilginç deneyimlerle ve gözlemlerle döndüm İstanbul’a. Tetova (Tetovo) hoş bir köy, doğası ve insanları güzel. Sakin bir yer. 3 gece 4 gün orada kaldım. Bir ara kaçıp Üsküp’ü (Skopje) de gezme fırsatı yarattım kendime. Türkçe bilen az sayıda da olsa birileri vardı. Güzel oldu. Oldukça ekonomik bir ülke. Türk Lirası bile değerli, şaştım kaldım. “Den” diyorlar para birimine. Birkaç küçük hediye aldım dönüşte. En çok da şarapları ve köftesi aklımda kaldı, oldukça iyiydi ikisi de.

2014 Ditët e Naimit Şiir Festivali 18’inci kez yapıldı ve orada Türkiye’yi temsilen şair dostum Levent Karataş ve ben bulunduk. Hâlâ 80’leri, hatta 90’ları yaşayan bir yerde olmak oldukça ilginçti. Savaş ve yoksulluk, ülkeyi birçok açıdan geri bıraksa da insanların konukseverliği, doğanın el değmemişliği ve teknolojiden uzakta olmak hoştu. En azından elinde sürekli bir telefonla oynayan, “akıllı telefonuna” bakarak yürüyen insanla yoktu. Bir ayrıntı: Katıldığımız Ditet e Naimit Uluslararası Şiir Festivali Makedonya TV’sinden canlı olarak yayımlandı. Hatta çekilen video Youtube’a bile konmuş: http://www.youtube.com/watch?v=DWQwvZf87NE

 

Tags: , , , , , ,

Ağaca dönüşen ilk kitap: YİTİK ÖYKÜ!

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=701194

Twitter üzerinde Yitik Ülke (@yitikulkeyayin) okurlarıyla beraber hazırlanan bu kitap yaratıcı kısa öykülerden, hatta tam anlamıyla kıpkısa öykülerden oluşuyor. Birkaç cümle ile bir öykü dünyası yaratmanın ne kadar zor olduğunu bilmeyen yoktur, işte bu kitapta yazılan öyküler bu türün hem iyi hem de keyifli yeni örneklerini bir araya getiriyor. 

“Yitik Öykü” kitabının tüm geliri ile ağaç fidanları ve çeşitli tohumlar alıp hep birlikte bir “orman” kurmak istiyoruz. Kısa öykünün çarpıcı ve çekici yolculuğuna davetlisiniz. Bize katılın. Bu kitabı okuyun.

…dedim kitap tanıtımında. Çok hoş bir kitap oldu Yitik Öykü. Umarım çok okunur ve çok sayıda tohum ve fidan alabilirim. Birkaç yer ayarladım şimdiden fidan ekmek için. Umarım sorun çıkmaz. Fidan ekecek yer bulamazsak insanlara, adreslerine kargolayacağım fidanları. En kötü ihtimalle Gündüz Abimle (Öğüt) konuşup Karaburun’da ekim yaparız. Her neyse, çok uzun zamandır yazamıyordum sana ey günlük. Neler oldu, diyeceksin ben susacağım. Oldu işte bir şeyler. Pek keyfim yok son günlerde. Yorgunum. Kitap okuyamıyorum. Bir şey yazamıyorum. İşlerim çok yoğun ve kendime zaman ayıramıyorum. Her şeyi unutuyorum ve her yere geç kalıyorum. Neyse birkaç gündür kendime yeni kitaplar aldım, okuyorum yollarda. “Sineklerin Tanrısı”nı bir türlü okuyamamıştım, “Beyaz Diş”e de yeniden başlayacağım. Jack London’ı ne çok severim… Adamım benim! Yine geleceğim, kafamda çok şey var, not düşeceğim…

İzmir’de keyifli bir 10 gün geçirdim. İzmir Kitap Fuarı göz açıp kapayıncaya dek bitti. Yitik Ülke Yayınlarımızın standı her fuarda olduğu gibi yine şenlikli ve renkliydi. Okurlarımızla buluştuk, dostlarla uzun uzun sohbet ettik, her akşam çıkıp kordonda bir şeyler içtik. Fuarın ilk 5 günü benim farenjit azmasaydı, sesim kısılmasaydı daha güzel olacaktı her şey, neyse… Geldi geçti… Hayat akıyor…

Bu fuarda yeni şiir kitabım “Soğuk Yazgı”ya çok hoş bir ilgi vardı. Fuar için götürdüğümüz tüm kitaplarım tükendi, sonra yeniden kitap getirttik. “Mutsuz Aşk Vardır” kitabı da okur tarafından sevildi. İzmir’in enerjisi bambaşka ya, çok hoş bir kent ve gerçekten de güzel, duyarlı insanlar var orada… İzmir’in bendeki yeri ayrı.

Sahi, Alsancak’ta 10 günlüğüne tuttuğumuz kiralık evi hiç unutmayacağım. Tanrım! O neydi öyle! Simsiyah duvarlar, her yerde aynalar. Ev değil masaj salonu mübarek! Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne bakan bir garip mekân. Ne güldük ama. Yazarlarımız da bizimle kaldı, otellerde saçma sapan masraf etmediler en azından, yedik içtik eğlendik. Bir sürü hatıramız oldu.

Yolun yarısını geçtik, bu duygu döneniyor içimde. Şaka maka 37’ye ilerliyoruz. Daha çok okumak ve yolculuklara çıkmak gerek, ama zor… Ciddi kararlar almalı, bakalım, bu yıl sonu için kafamda hayatımı tamamen değiştirecek bazı planlar var. Gerçekleşince sana not düşerim Sevgisiz Günlük…

“Soğuk Yazgı”dan sonra çok az şiir yazabildim. 3-4 de kısa öyküm var. Kitap bütünlüğü için sanırım 1-2 yıl daha çalışmalı ve notlar almalıyım. Twitter üzerinde projelendirdiğim ve 100’den fazla insanın tweet atarak katıldığı bir sosyal medya kitabı var sırada, kitap baskıya hazır: “Yitik Öykü” koydum adını. Temmuz ayında çıkacak. Bu kitabın geliriyle ağaç tohumları ve fidanlar alacağız, doğayı korumak için çabalayacağız. Umarım çok okunur ve okur tarafından sevilir-desteklenir.

Durum böyle Sevgisiz Günlük. İçimden geçen çok şey var. Bir çıtalı uçurtma, bir Pinokyo bisiklet. Hangi bulut beni çocukluğuma götürür? Söyle.

Böyle olur. Bir sabah -ter içinde- uyurken bir anda gözlerin fal taşı gibi açılır. Buz gibi bir odadasındır, sıkıntılı bir uykuda, bir denizin ortasında yapayalnız kalmış gibi. Önceki günün ağırlığı içindedir. Masanda onlarca not kâğıdı, renk renk kalemler. Perde çekili. Nesneler dağınık, ama bu dağınıklık içinde bir düzen var sanki. Eşya uyumaz, biliyorsun. Gün ışığı kaybolur, geri gelir, geri gelir, kaybolur. Ve sen, bir kuyuda sıkışıp kalmış gibi, nabzındaki gümbürtüyle, büyük bir acıyla açtığında gözkapaklarını, o an anlarsın her şeyi. Bir düşünce gelip yerleşir beynine. O kadar hızla gerçekleşir ki bu, şaşarsın. Bir aynaya doğru bağırırken aynanın emdiği sözcükler kadar çaresizsin. Zamanı geri alabilir misin? Kim tutabilmiş o suyu? Hangi yaprak yeşil kalmış? Hayatın eritmediği ne var? Sonsuzluğun elinde sen nesin ki? Bu saçma tempoda kaybolmuşsun. Kan ter içinde kıvrandığın, kesilmiş bir solucana benzeyen uykundan o sözleri mırıldanarak uyanırsın: “Bugün 19 Şubat.” Babanın öldüğü günü bile unutturur sana bu orospu hayat. 2 gün önceydi. Ve 20 yıl. Bugünün anlamı yok artık.

Tags: , , ,

« Older entries