Sevgisiz Günlük

You are currently browsing the archive for the Sevgisiz Günlük category.

16-19 Ekim tarihlerinde Makedonya’daydım. 18. Tetova Uluslararası Şiir Festivali’ne davet edildim, ilginç deneyimlerle ve gözlemlerle döndüm İstanbul’a. Tetova (Tetovo) hoş bir köy, doğası ve insanları güzel. Sakin bir yer. 3 gece 4 gün orada kaldım. Bir ara kaçıp Üsküp’ü (Skopje) de gezme fırsatı yarattım kendime. Türkçe bilen az sayıda da olsa birileri vardı. Güzel oldu. Oldukça ekonomik bir ülke. Türk Lirası bile değerli, şaştım kaldım. “Den” diyorlar para birimine. Birkaç küçük hediye aldım dönüşte. En çok da şarapları ve köftesi aklımda kaldı, oldukça iyiydi ikisi de.

2014 Ditët e Naimit Şiir Festivali 18’inci kez yapıldı ve orada Türkiye’yi temsilen şair dostum Levent Karataş ve ben bulunduk. Hâlâ 80’leri, hatta 90’ları yaşayan bir yerde olmak oldukça ilginçti. Savaş ve yoksulluk, ülkeyi birçok açıdan geri bıraksa da insanların konukseverliği, doğanın el değmemişliği ve teknolojiden uzakta olmak hoştu. En azından elinde sürekli bir telefonla oynayan, “akıllı telefonuna” bakarak yürüyen insanla yoktu. Bir ayrıntı: Katıldığımız Ditet e Naimit Uluslararası Şiir Festivali Makedonya TV’sinden canlı olarak yayımlandı. Hatta çekilen video Youtube’a bile konmuş: http://www.youtube.com/watch?v=DWQwvZf87NE

 

Tags: , , , , , ,

Ağaca dönüşen ilk kitap: YİTİK ÖYKÜ!

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=701194

Twitter üzerinde Yitik Ülke (@yitikulkeyayin) okurlarıyla beraber hazırlanan bu kitap yaratıcı kısa öykülerden, hatta tam anlamıyla kıpkısa öykülerden oluşuyor. Birkaç cümle ile bir öykü dünyası yaratmanın ne kadar zor olduğunu bilmeyen yoktur, işte bu kitapta yazılan öyküler bu türün hem iyi hem de keyifli yeni örneklerini bir araya getiriyor. 

“Yitik Öykü” kitabının tüm geliri ile ağaç fidanları ve çeşitli tohumlar alıp hep birlikte bir “orman” kurmak istiyoruz. Kısa öykünün çarpıcı ve çekici yolculuğuna davetlisiniz. Bize katılın. Bu kitabı okuyun.

…dedim kitap tanıtımında. Çok hoş bir kitap oldu Yitik Öykü. Umarım çok okunur ve çok sayıda tohum ve fidan alabilirim. Birkaç yer ayarladım şimdiden fidan ekmek için. Umarım sorun çıkmaz. Fidan ekecek yer bulamazsak insanlara, adreslerine kargolayacağım fidanları. En kötü ihtimalle Gündüz Abimle (Öğüt) konuşup Karaburun’da ekim yaparız. Her neyse, çok uzun zamandır yazamıyordum sana ey günlük. Neler oldu, diyeceksin ben susacağım. Oldu işte bir şeyler. Pek keyfim yok son günlerde. Yorgunum. Kitap okuyamıyorum. Bir şey yazamıyorum. İşlerim çok yoğun ve kendime zaman ayıramıyorum. Her şeyi unutuyorum ve her yere geç kalıyorum. Neyse birkaç gündür kendime yeni kitaplar aldım, okuyorum yollarda. “Sineklerin Tanrısı”nı bir türlü okuyamamıştım, “Beyaz Diş”e de yeniden başlayacağım. Jack London’ı ne çok severim… Adamım benim! Yine geleceğim, kafamda çok şey var, not düşeceğim…

İzmir’de keyifli bir 10 gün geçirdim. İzmir Kitap Fuarı göz açıp kapayıncaya dek bitti. Yitik Ülke Yayınlarımızın standı her fuarda olduğu gibi yine şenlikli ve renkliydi. Okurlarımızla buluştuk, dostlarla uzun uzun sohbet ettik, her akşam çıkıp kordonda bir şeyler içtik. Fuarın ilk 5 günü benim farenjit azmasaydı, sesim kısılmasaydı daha güzel olacaktı her şey, neyse… Geldi geçti… Hayat akıyor…

Bu fuarda yeni şiir kitabım “Soğuk Yazgı”ya çok hoş bir ilgi vardı. Fuar için götürdüğümüz tüm kitaplarım tükendi, sonra yeniden kitap getirttik. “Mutsuz Aşk Vardır” kitabı da okur tarafından sevildi. İzmir’in enerjisi bambaşka ya, çok hoş bir kent ve gerçekten de güzel, duyarlı insanlar var orada… İzmir’in bendeki yeri ayrı.

Sahi, Alsancak’ta 10 günlüğüne tuttuğumuz kiralık evi hiç unutmayacağım. Tanrım! O neydi öyle! Simsiyah duvarlar, her yerde aynalar. Ev değil masaj salonu mübarek! Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne bakan bir garip mekân. Ne güldük ama. Yazarlarımız da bizimle kaldı, otellerde saçma sapan masraf etmediler en azından, yedik içtik eğlendik. Bir sürü hatıramız oldu.

Yolun yarısını geçtik, bu duygu döneniyor içimde. Şaka maka 37’ye ilerliyoruz. Daha çok okumak ve yolculuklara çıkmak gerek, ama zor… Ciddi kararlar almalı, bakalım, bu yıl sonu için kafamda hayatımı tamamen değiştirecek bazı planlar var. Gerçekleşince sana not düşerim Sevgisiz Günlük…

“Soğuk Yazgı”dan sonra çok az şiir yazabildim. 3-4 de kısa öyküm var. Kitap bütünlüğü için sanırım 1-2 yıl daha çalışmalı ve notlar almalıyım. Twitter üzerinde projelendirdiğim ve 100’den fazla insanın tweet atarak katıldığı bir sosyal medya kitabı var sırada, kitap baskıya hazır: “Yitik Öykü” koydum adını. Temmuz ayında çıkacak. Bu kitabın geliriyle ağaç tohumları ve fidanlar alacağız, doğayı korumak için çabalayacağız. Umarım çok okunur ve okur tarafından sevilir-desteklenir.

Durum böyle Sevgisiz Günlük. İçimden geçen çok şey var. Bir çıtalı uçurtma, bir Pinokyo bisiklet. Hangi bulut beni çocukluğuma götürür? Söyle.

Böyle olur. Bir sabah -ter içinde- uyurken bir anda gözlerin fal taşı gibi açılır. Buz gibi bir odadasındır, sıkıntılı bir uykuda, bir denizin ortasında yapayalnız kalmış gibi. Önceki günün ağırlığı içindedir. Masanda onlarca not kâğıdı, renk renk kalemler. Perde çekili. Nesneler dağınık, ama bu dağınıklık içinde bir düzen var sanki. Eşya uyumaz, biliyorsun. Gün ışığı kaybolur, geri gelir, geri gelir, kaybolur. Ve sen, bir kuyuda sıkışıp kalmış gibi, nabzındaki gümbürtüyle, büyük bir acıyla açtığında gözkapaklarını, o an anlarsın her şeyi. Bir düşünce gelip yerleşir beynine. O kadar hızla gerçekleşir ki bu, şaşarsın. Bir aynaya doğru bağırırken aynanın emdiği sözcükler kadar çaresizsin. Zamanı geri alabilir misin? Kim tutabilmiş o suyu? Hangi yaprak yeşil kalmış? Hayatın eritmediği ne var? Sonsuzluğun elinde sen nesin ki? Bu saçma tempoda kaybolmuşsun. Kan ter içinde kıvrandığın, kesilmiş bir solucana benzeyen uykundan o sözleri mırıldanarak uyanırsın: “Bugün 19 Şubat.” Babanın öldüğü günü bile unutturur sana bu orospu hayat. 2 gün önceydi. Ve 20 yıl. Bugünün anlamı yok artık.

Tags: , , ,

Bu yıla 2 yeni kitapla başlangıç yaptım. Biri “Soğuk Yazgı”, 2007’den bugüne yazdığım şiirlerim ve haikuların yer aldığı şiir kitabım. Diğer kitap, 133 yazarlı bir öykü derlemesi: “Mutsuz Aşk Vardır”.

7 yıl sonra bir şiir kitabına kavuşmanın buruk sevinci var içimde. Elbette ki şiirin yeri apayrı, ama neden bilmem hüzünlü geldi bana bu kitap. Hüzünlü ve soğuk. Hem tanıdık hem yabancı. Umarım yolu açık olur, şiir okuruna ulaşır ve şans getirir bana. Dünyama hoş geldin kitap, demek ki seni beklemişim. Demek ki karşılaşmak varmış.

Diğer kitabı, yani “Mutsuz Aşk Vardır”ı 1.5-2 seneye yakın bir zamanda hazırladım. Hep bir aksilik oldu, kitabın basımı ertelendi ve bugünlere kaldı. 2014’ün 14 Şubat saçmalığından uzak, bir anti-kitap bu. 133 yazarın mutsuz, kırgın aşk öyküsünü bir araya getirdim. E aşk bu, mutsuz bir şey. Yani bana göre öyle. Birbirinden ilginç 133 ayrılık-özlem öyküsü. Garip bir kitap doğrusu. İlgi göreceğini düşünüyorum.

Her iki kitabım da 2014’ün Şubatı’nın ilk haftası kitapçılarda olacak. Herkese iyi okumalar dilerim.

“Mutsuz Aşk Vardır”

Tags: , , , , , , ,

Günler akıyor, saçlarımız beyazlıyor. Eski fotoğraflarda bir “sen” kalıyor gitgide. Bu yeni insan ile onun ne ilgisi var? Değişiyorsun, artık daha sinirli ama daha kontrollüsün. Üzülüyorsun, çünkü zamanın ağırlığını ve götürdüklerini hissediyorsun. Daha sakin müzik dinliyor, gürültüsüz yerleri tercih ediyorsun. Artık okuduğun kitaba bile farklı bakıyorsun. Her neyse, hayat bu, hepsi olacak. Nâzım ustanın dediği gibi “Yaşıyoruz çok şükür.”

2013 ne çabuk geçti. Hiçbir şey anlamadım. Kafam karmakarışık. Yorgun ve mutsuzum. En azından şu an öyle hissediyorum. Depresif zamanlar, sonsuz bir koşturmaca, berbat bir gökyüzü… Ne olmasını bekliyordun ki?

2014’ün ilk haftalarında 4’üncü şiir kitabım “Soğuk Yazgı” yayımlanacak. Şimdilik onun doğuşunu bekliyorum. 2007’den bugüne, 7 yıl kadar sonra yeni bir şiir kitabı… Bu hafta baskıya giriyor kitap, bir çocuğu bekler gibi bekliyorum doğmasını.

2014 umarım güzel, mutlu bir yıl olur. Ne zamandır ne şiir ne de öykü yazabiliyorum. Yeni yılda yepyeni düşler kurmak dileğiyle sevgisiz günlük. Biliyorum, seni ihmal ediyorum ama bu seni sevmediğim anlamına gelmez.

Tags: ,

Uzun zamandır bunu bekliyordum. Bu kitap adeta bir doğum günü hediyesi oldu bana. 35’inci yaşımın son günlerinde aldım haberini. Almanya’da kitabım çıkmıştı, Almanca, ta orada ve ben kitabımı göremedim bile. Yine de onun orada olduğunu bilmek, hiç tanımadığım binlerce okura ulaşacağını hissetmek güzel şey.

***

Türkiye’de 2. baskısını yapan kısa öyküler kitabım “Aşksız Gölgeler” Almancaya “Lieblose Schatten” adıyla çevrildi. Kitap, Binooki Yayınları‘ndan çıktı. Çevirmen Çiğdem Özdemir.

Binooki ekibine ve sevgili Çiğdem Hanım’a teşekkür ederim. Nice kitaba, nice okura…

Darısı “Sonsuz Unutuş” kitabımın başına ve yeni yazdığım öykülere diyelim…


Tags: , , , ,

“Yıllar yılları kovaladı” der hani masallar. İşte öyle, hissettiğim tek şey yavaş yavaş yaşlanıyor olmak. Yaş alıyor mu desem. Gerçi biraz kilo alıp hantallaşmam ve saçma sapan filmler izlememin yanında lanet olası çikolata-çekirdek-kuruyemiş üçlüsü olmasa, bana tanınan zamanda ilerliyor olmayı hiç kafaya takmayacağım. Mutsuzsan durum kötü usta, mutluysan daha kötü. Alkol de var tabii arada, e olmazsa olmaz, dünyaya bir daha mı geleceğiz be?

13 Eylül 2013 az önce geride kaldı. Bu demektir ki 36’ncı yaşımın ilk saatlerindeyim. Her yaş günü ve her yeni yılda olduğu gibi bir dizi karar aldım:

  • Spor yapılacak
  • Diyet yapılacak
  • Daha çok kitap okunacak
  • Daha çok film izlenecek
  • Yeni yerler keşfedilecek
  • Şiirler, öyküler yazılacak
  • Kafandaki roman için notlar alınacak…

Zor şeyler. Kaç kez denedim her birini. Miskinleşiyorum gittikçe. Belli de olmuyor gerçi, kafama eserse de hepsini birden hayata geçirebiliyorum. Her neyse. Yaşıyoruz işte. Elden geldiğince üretmeye, paylaşmaya çabalıyorum. İhmal ettiğim şeyler var elbette, zamanla daha derli toplu olmaya çabalayacağım.

36 yaş, uğurlu gelsin. Zorda kalan insanlara her anlamda yardımcı olabileyim. Bin bir emek verdiğim Yitik Ülkem daha da büyüsün ve güçlensin. Ormanlar kuralım, yoksul çocuklar okutalım, daha nice hayalim gerçek olsun. Belki sürpriz kararlar da alabilirim bu yeni yaş içinde, her an her şey olabilir.

Yazmak lazım. Çok şey var kafamda, ama elim kaleme gitmiyor. 2 ay içinde 4’üncü şiir kitabım çıkıyor. Adı “Soğuk Yazgı” bu kitabın, Savaş Çekiç ağabeyim şu sıra özel tasarımını yapıyor. Hard Cover basılacak ve Savaş abimin kitap için çizdiği desenlerle süslü olacak “Soğuk Yazgı”. Kitabımın kaderi sıcacık olsun, aksın gitsin sonsuzluğa… Ben yok olacağım, o kalacak. Her dizesi değerli benim için. 2014’te umarım bir de öykü kitabım yayımlanabilir. Koca 2013’te sadece 2 kısa öykü yazabildim. Yeni yaşımda yeni öyküler de ortaya çıksın. Varlığım, benim için şiirin ve edebiyatın tek ülkesi Yitik Ülke’ye armağan olsun.

Sevdiklerimle ve ailemle güzel bir yaş olsun 36.

Otuz Altı yaşında olmak 

Ve kum saati boşalır yavaşça. Güneşe uzanan sarmaşık solar. Gölgen ve sen baş başa kalırsın. Derin bir yalnızlıktır çarşaflar, tek kişilik buzdolabı, eşi olmayan bardak. Küçük bir evde kurduğun hayaller kadarsın işte.

Zamanın elinde görünmez bir çakı. Yüzündeki ağacı oyan, kabuklarını kaldıran o metal soğukluğu düşün. Her yıl yeni bir maske yapıyor etinden, bir meyveyi soyar gibi eksilterek seni, kanında ilerliyor. Bak. Geçen yıl eski bir “sen” bıraktı geride. Tozlu ve buruşuk bir kopya. Hiçbir öpücük can veremez artık ona.

Otuz beş yılı geride bıraktın birden. Sanki bu yaşta doğmuş, hayata bir anda fırlatılmışsın gibi hissediyorsun, biliyorum. Ondandır eski kitap kokusunun seni alıp götürmesi. Ondandır ağaçlara ve bulutlara uzun uzun bakman. Ondandır fotoğraflara katlanamayışın. Fotoğraflar zehirlidir.

Bir gün özleyeceksin bu kokuları ve renkleri. Neyse ki yazmak, tatlı tatlı uyuşturuyor zihnini. Mürekkep aktıkça bir ip dolanıyor boynuna. Kâğıt kanadıkça harfler bir bir çıkıyor boğazından. Buraya kus, buraya, yırtılmış bir hayatın tam ortasına. Sözcükler gelişigüzel dağılsın her yere; sayfalara, çalışma masana, tedirgin ellerine, yerdeki ölü mumun üstüne.

Hem cezan hem servetin, sözcüklerin sana bahşettiği bu oyun. Denizi anlayarak geldin bu kıyıya. Artık onun ufaladığı bir taşsın. Sürüklenen acı bir taş.

 

Kadir Aydemir

35 yılda buları yazmış ve üretmişim. Vay be, çocukken hep düşlerdim “30 yaşında nerede olacağım?”, “35 yaşında ne halde olacağım”, “40’larda neler düşleyecek ve nasıl birisi olacağım?” diye. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki, hiçbir şey anlamıyor insan. Her şey değişiyor, herkes eskiyor, sen bir başkası oluveriyorsun. İçinde bir çocuk gizli de olsa, hayat koşulları ve bitmeyen bir mücadele seni yoruyor. Ruh nasır tutar mı? Bazen oluyor. Yine de olumlu bakmaya çabalıyorum şu aptal, acımasız hayata. Yazarak, okuyarak, üreterek direnmeli. Biz böyle el aldık, bizden sonrakilere de bunu miras bırakırız. Korkup, sinip, tembellik yaparak bir bok olmuyor. İnsan sevdiği işi yaparken ölmeli. Olay bu.

Tags:

« Older entries § Newer entries »