Neşe Yaşin / Üzgün Kızların Gizli Tarihi

Söyleşi: Kadir Aydemir

Kıbrıslı şair Neşe Yaşın’ın ilk romanı Üzgün Kızların Gizli Tarihi İletişim Yayınları’ndan yayınlandı. Şimdiye kadar 4 şiir kitabı bulunan Neşe Yaşın ile ilk ve yeni romanı üzerine kısa bir söyleşi yaptık. Bölünmüş bir ülkenin iki dilinde de ilgiyle okunan şairinin sözleri ilginizi çekebilir…

Üzgün Kızların Gizli Tarihi, Neşe Yaşın’ın ilk romanı. Neden böyle hüznü çağrıştıran bir başlık seçtiniz romana? Özel bir anlamı-göndermesi var mıydı bu ismin?

Tarihle derdim olduğu için böyle bir başlık seçtim sanırım. Çatışmalı bir ülkede yaşıyorum ve burada tarih anlatıları ile geleceğimiz tutsak edilmeye çalışılıyor. Tarih’in hep erkekleri anlatan bir tarih olduğunu düşünüyorum. Onların yaptığı savaşlar üzerine bir tarih. Peki ya kadınların tarihi? Çocukların tarihi? Gizli bir tarih var. Ev içlerinde, yüreklerde yaşanan bir tarih, ruhların, bedenlerin yaşadığı bir tarih… Ben bu tarihe en iyi bakabileceğim noktanın bir kız çocuğunun masumiyeti içinden olabileceğini düşündüm. Bu tarih kız çocuklarını üzen bir tarih. Onların ruhlarını ve bedenlerini hırpalayan bir tarih.

Siz aslında bir şairsiniz ve bu kimliğinizle tanıyor okurlarınız sizi. Şiir sanatından romana-düzyazıya geçiş zor oldu mu Üzgün Kızların Gizli Tarihi’nde?

Sonuçta yazıyla ilgili biriyim ve iç sesimi yazıya dökmek gibi bir derdim var. Şiir bunun için çok daha fazla olanak sunuyor. Gerçekliği benden önce yaratılan dil içinde sözcüklere dökmek gibi bir amacım var ve bu çok zor. Ben şiir yazarken hasta gibi oluyorum. Yabanıl oluyorum, kendimi kapatıyorum. Romanda çatısını kurana kadar biraz böyle oldu ama sonrasını çok keyifle yazdım. İçimde hep anlatmak, uzun uzun anlatmak isteyen bir ses vardı ve yazmak bir çeşit terapi gibiydi. Uzaklardaki bilmediğim insanlara konuşuyordum sanki.
Hem de onlara gizli bir tarihi anlatıyordum. Bir yandan ise bir başkası olup kendime anlatır gibiydim bunları.

Bir de şunu merak ettim: Üzgün Kızların tarihi gizli midir? Nedendir bu üzgünlük hali?

Üzgünlük özgür olamamak, hayatta başkalarının erkine tabi olmakla ilgili bir şey. Bir kız çocuğu kendi için önceden tasarlanmış toplumsal cinsiyet rollerine uymaya zorlanırken ve başkalarının karar alıcı olduğu hayatları yaşarken hırpalanabiliyor. Ev içlerinde yaşanan acıları herhalde edebiyat anlatacak. Bu gizli bir tarih çünkü ‘özel’e ait. Kamusal alan herşeyin anlatılacağı bir alan değildir. Onun kendi kuralları vardır. (Erkekler tarafından konmuş kurallar) Ve özellikle de kadınlar kamusal alanda çok kısa bir süredir varlar ve ona uyum sağlayayım derken erkekleşebiliyorlar. Ben masumiyetin durduğu yerden hayata bakmak istedim.

Romanınızda rüyalar, kısa hikâyeler, ‘Çapkın Kurt ve Kuzucuk’ gibi Bin Bir Gece Masalları’na benzer kısa anlatılar var. Bu labirentlerin hepsi de sonunda bir aşka çıkıyor, öyle değil mi?

Romanın kahramanı İnci, ideal aşkı, hayatı anlamalandıracak bir yüceliği arıyor. Buradaki aşk aslında kötülüğü yenmek için yola çıkmak, adaletsizliğe direnmek, imkansıza isyan etmek gibi bir eylemlilik hali. Burada İnci yalnızca Adonis’in aşkını elde etme peşinde değil. Adonis’in aşkıyla sanki ülkeyi yeniden birleştirecek, gidenleri geri getirecek, aşılmaz dağları aşıp geçilmez ufukları geçecek… Aşk bir doruk ve ona ulaşmaya çalışıyor. Düşman denilen toplumdan birinin aşkını elde edip tarihi yenmeye kalkışıyor.

Bu roman bir ‘düş’ mü, yoksa gerçekten de kitapta da bir yerde geçtiği gibi, yıllardır içinizde taşıdığınız ‘büyülü bir şey’ mi?

Romanda gerçek hikayeler var ve bunların arasında özyaşamsal olanlar da bulunuyor. Ama sonuç itibarıyla bu bir ‘düş.’ Yani yeniden yaratılan bir dünya. Zaten romandaki anlatıcı da söylüyor, “Kalem bağımsızlığını alıp yola çıkıyor,“ “Gerçek kalemin gördüğü düşe takılıyor,” diye.

Bir günce izi de var bence bu romanda. Küçükken hatıra defteri tutar mıydınız ya da hâlâ böyle bir alışkanlığınız var mı? Ve bu eserin oluşumunda sizi besleyen, yönlendiren etmenler tam olarak nelerdi?

Hiçbir zaman düzenli hatıra defteri tutamadım. Çünkü içimdekileri yazıya dökememenin sıkıntısını yaşadım bunu yapmaya kalkıştığımda. Romanda küçük kızın ve sonraları genç kızın hatıra defterinden parçalar var. Bunların bir kısmı benim küçükken oraya buraya yazdığım bazı cümleler. Romanı büyük bir tutkuyla yazdım. Yazarken uzun yıllar önce oraya buraya karaladığım bazı notlara, yıllardır başlayıp başlayıp yarım bıraktığım romanlara dönüp onlardan da parçalar kullandım.

Üzgün Kızların Gizli Tarihi, duyduğuma göre yabancı dillere de çevrilmeye hazırlanıyormuş? Kitapla ilgili bizlerin bilmediği gelişmeler var mı?

Yunancaya ve Almancaya çevriliyor. Leipzig Kitap fuarında kitabın tanıtımı yapıldı.

Neşe Yaşın şiire mi devam edecek, roman yazmaya mı? Romanın yayınlanmasından sonra aldığınız tepkilerden ve yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Kuşkusuz ki şiire devam edecek. Yeni bir şiir dosyam var ama biraz daha beklemek istiyorum. Belki başka yeni şiirler gelebilir bu arada ve beni daha çok tatmin edecek bir şiir kitabı olur. Yeni bir roman yazayım diye tasarlarsam bunu yapamam. Ama belki birden içime bir roman doğar ve yazmaya başlarım. Roman yayınlandıktan sonra tepkileri heyecanla bekledim. Özellikle Kıbrıslı Türklerden gelecek tepkiler benim için çok önemliydi. Ama galiba roman yanlış zamanda çıkmış. Kıbrıs’ta politik gündem o kadar baskın ki kimsenin edebiyatla fazla ilgilendiği yok. Yine de memnunum ilgiden. Hem daha çok yeni sayılır.

Tags: , , , ,

Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy this password:

* Type or paste password here:

7,267 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress