Requiem!

 

 

 

Kadir Aydemir

 

Az sözcükle nasıl bir yazı nasıl yazılır? Bunun üzerinde uzun zaman düşündüm. Hep hayal ettiğim bir şey vardı, farklı renklerden, seslerden, üretimlerden yana bir şeyler yapabilmek, elden geldiğince sanatla ilgilenen o görünmez ve ciddiye alınmayan kalabalığa da uzanabilmek. Burada, arada bir bunun için çabalama kararı aldım. Öteki izleri de sürmeli çünkü. Yeryüzünde bir şeyler yapan herkesin ortak kültüre destek olduğu bilinciyle bakmalı bu işlere. Her şey merkez dergiler, yayınevleri, sanat galerileri, kitapçılar ve lüks partilerle yürümüyor, onların kararlarıyla ya da çamura batmış kirli ilişkileriyle şekillenmiyor. Biz de varız diyebilmenin bir koşulu olarak çoksesli ve geniş yelpazeli, her düşünceye açık çalışmalar yapmalı, özellikle genç yazarlar, sanatçılar, amatör ruhlar ve geleceğin önemli işlerinde imzası olacak bireyler desteklenmeli. 

 

Zaman ve eskiyen şeyler

Birden, yazdığım eski bir haiku şiiri belirdi zihnimde:

 

“Sessizce götür

Gençliğimi buradan

Ey güz rüzgârı…”

 

Masamda okunmamış kitaplar var. Bitmemiş şiir ve öykü taslakları, biraz yukarda 40 görünmez tilki ve yapacak onca iş… bu yazıya başlarken kapağı hafif ışıkta parlayan bir kitaba ilişti gözüm. Birkaç hafta önce elime geçen, küçük, narin bir kitaptı bu. Necati Albayrak’ın Haikudan Hırkam adlı şiir kitabı. 179 haikuyu barındıran bu kitap Başka Yerler Yayınları’nca basılmış.

 

“yapraklar işte

taşımıyor gölgemi

akıp giderken”

 

Bu haiku, sanırım kitapta yer alan en beğendiğim şiir oldu. Bu tür küçük, sessiz sakin yayınevleri kimseler bilmeden, duymadan güzel işler yapıyor. Onların kitaplarının tanıtılması, geniş kitlelere ulaşması neredeyse imkânsız. Ben de bu işlerin çekirdeğinden yetişme biri olarak, bu tür çabaların dikkate alınması, önemsenmesi taraftarıyım her zaman. Geçen aylarda bir tiyatro oyunu izlerken içim burkulmuştu bu şekilde. Güzel şeyler pek ilgi görmez. Nerede reklamı yapılan kusturucu ikonlar var, onlar okunur, o film izlenir, o oyuna mutlaka gidilir. Oyuncular Tiyatro Grubu’nca sahnelenen Troyalı Kadınlar oyununu izlerken olanaksızlıklara direnerek “inadına” iyi işler ortaya konabildiğine bir kez daha şahit oldum. Zaten yaşamı güzelleştiren, biraz da bunlar değil mi? Her istediği yerine getirilebilen bir insan yaşam sanatında ne kadar ilerleyebilir? Bence bir arpa boyu yol alamaz. Troyalı Kadınlar’ı oyun yeniden başladığında o küçük sahnelerinde mutlaka izlemeli. Selma Köksal ve Gülsüm Soydan’ın öncülüğünde, tiyatroya inanan iyi bir ekiple gerçekten de sahne sanatına büyük katkılar veriyor bu grup.

 

Gömülmek istemeyen ölülerden misiniz?

Tembel bir tiyatro izleyicisiyimdir. Aklıma estikçe bilet alır, bir köşeye çekilir izlerim oyunu. Edebiyatı, yazıyı besleyen önemli bir sanat dalıdır benim için tiyatro… En son izlediğim oyun, beni hem koltuğuma mıhladı hem de içimi allak bullak etti doğrusu. Bu kadar etkileyici bir oyun ortaya çıkacağını tahmin bile etmezdim. Dalgın dalgın ışıkların kararmasını, şıkırtıların ve dijital yankıların son bulmasını beklerken her şey karanlığa gömüldü ve sahnede küçük bir yer yavaşça aydınlandı. Böyle başladı Irwin Shaw’un yazdığı, Coşkun Büktel’in çevirdiği Ölüleri Gömün adlı oyun. Hâlâ izlemediyseniz, bir şekilde “oyuna gelin” derim. Civan Canova’yı, Musa Uzunlar’ı sahnede izlemek büyük keyif oldu benim için. Genel olarak ekip iyi ve uyumluydu. İki kadının âşıklarına yakarmaları, işte o sahneler enfesti. Yoksul bir kadın kocasına, âşık bir kadın sevgilisine acıyla yakarırken metnin şiirsel gücü beni çok etkiledi. Şimdi baktım da internette bu oyunla ilgili birçok yorum var, nedense bazıları pek beğenmemiş Ölüleri Gömün’ü. Bir otobüste tavukçuluktan uzay bilimine dek her şey konuşulur bizim ülkemizde, herkes “en iyi bilen”dir. Ummadığınız insanlar ummadığınız yorumlar yapar, anlasın anlamasın, her şeye maydonozdurlar. Onlardan her yerde var. Kendi adıma, bu oyunda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bunca emek, çaba, alın teriyle ortaya çıkan, antimilitarist, güzel bir oyun izlemek istiyorsanız, rastladığınız an Ölüleri Gömün’ü kaçırmayın ve kendi yorumunuzu yapın.

 

Web’de neler oluyor? Bize neler oluyor?

Uyanır uyanmaz bilgisayarı açıyoruz. Yüzümüzü yıkamadan modemin 3 ışığının aynı anda yanmasını bekliyoruz. Telefonumuzda Twitter ve Facebook yazılımları yüklü. Gmail’den de arada bir zil sesi geliyor, evet. Delirdik mi? Çabuk sinirlenip uzun uykular çekiyoruz. Bir şeyler hemen olsun istiyoruz. Bir blog açıp yazar olduğumuzu sanıyor, hiçbir kitabını incelemeden bir yayınevine dosyalar yolluyoruz. Şiir kitabı almadan, okumadan, şiir ve öykü dergilerini takip etmeden aynı anda on yere şiirler-öyküler gönderiyoruz.

Hepimiz tutsağız artık. İnternetin kölesiyiz. Onsuz olmuyor, değil mi? Bence de. Ama sanırım biraz dengeli olmaya çalışmakta fayda var. İnternetin yarattığı yazarlar bugün var, yarın yok. O yüzden dergileri ve yayınevlerinin kitap çalışmalarını çok değerli buluyorum. Notos edebiyat dergisinin her sayısını alıp ilk olarak giriş yazısına göz atarım. Eleştirmen-yazar Semih Gümüş, bunca emek verdiği dergisinin sorunlarını ve okur profilinin ayrıntılı izdüşümünü gözler önüne seriyor. İlgiyle takip ediyorum. Dergiler yaşamalı, 1 okur 1 okurdur. Yazarlık okulu her zaman dergiler olarak kalacak, bundan hiç şüphem yok. Notos edebiyat dergisi de doyurucu bir içerikle gazete ve dergi bayilerinde sizleri bekliyor. Benden söylemesi. Alın ve okuyun.

 

Twitter düşleri…

 

Çok ilginç bir eğilim oluştu, o da Twitter’da kimin kaç takipçisinin olduğu… Çok önemliymiş gibi sanki… Bu konuyla ilgili birkaç bilimsel yazı bile okudum gazetelerde. Sosyal araştırmalar yapılmış. Facebook ve Twitter’da daha fazla ses getirmenin, takipçi yakalamanın, fenomen olmanın yollarını tek tek belirlemiş ve yazmışlar. Twitter’ı açıldığı haftalarda fark edip bir üyelik hesabı açmıştım kendime, aylar boyunca pek yazmadım. Şimdilerde orada takip ettiğim birkaç arkadaşım var, gerçekten de keyifle okuyorum yazdıklarını, sizlere de öneririm. İşte birkaç adres:

 

http://twitter.com/turgaykanturk Turgay Kantürk

http://twitter.com/altayoktem Altay Öktem

http://twitter.com/kontrolkulesi Deniz Durukan

http://twitter.com/ferhatuludere Ferhat Uludere

http://twitter.com/leventtulek Levent Tülek

http://twitter.com/gokselbekmezci Göksel Bekmezci

http://twitter.com/hakaniscen Hakan İşcen

 

 

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy this password:

* Type or paste password here:

6,740 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress