Sessizliğin Kadir Aydemir Burcu

Celâl Soycan

Omurgasında sözcük ekonomisi okunan her şiir, kendi içine doğru daha da derişmeye çabalar. Şiirsel söylemin kendiliğinden fazla söz’e kapalı hali,bu şiirlerde neredeyse matematik bir denkleme kenetlenir. Her sözcük,anlam alanını öylesine yayar ki,şiirsel kurgu, bütünüyle taşıyıcı öğelerden oluşan bir yapı gibi, destekleyici ya da süsleyici emekten soyunuktur.

Kadir Aydemir, çeşitli dergilerde yayımladığı şiirlerinde, sözcük ekonomisine özenli bir şair olarak dikkat çekiyordu. Yaygın uzunluktaki bu şiirlerde, söyleyişteki yoğunlaşma, şiirsel yalınlığı zedelemeden işlemekteydi. Elimize ulaşan ilk kitabındaki (Sessizliğin Bekçisi, Hera, 2002) şiirlerse, hazırlıklı okuru bile şaşırtan bir biçimle kurgulanmış: Bütünüyle Hayku tadında, anlamı kıstırma çabasındaki beyhudeliği farketmiş bir susma halinin şiirleri. İlk kitabını yayımlayan yirmibeş yaşındaki genç bir şair için, ilginç ve özgüvenli bir adım.

Şiirini olabildiğince az sözcükle kurarak, minimal bir anlatıma yerleşen şairler dışında da, hemen her şairin benzer denemeleri vardır, olmalıdır. Savrulmanın, dağılmanın, gereksiz tekrarın önlenmesi bakımından, zaman zaman sıkı düzen biçimlerin disiplin kazandırıcı etkilerini yaşamak olumludur. Kadir Aydemir’in kitap bütünlüğünde okura sunduğu şiirlerinse, nasıl bir eksene yerleşmeyi öngördüğünü kestiremeyiz; ancak, şairin alışıldık uzunluktaki diğer şiirlerine de haksızlık etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta, şiirsel biçemin/biçimin şairin yaşantı / bilinç içeriğinde bir karşılığı olduğu düşünülürse, en doğru çözümü şiirin kendisi bulacaktır.

* * *
Sessizliğin Bekçisi, üçer dizelik 35 şiirden oluşan, toplam 105 dizelik bir kitap. 21 dize tek sözcükle kurulmuş. Bir şiir, tek sözcüklü üç dize: Sessizlik… / Sessizliğin / Bekçisi. 31 dize üç sözcükle kurulmuş, dört sözcüklü tek bir dize var. Toplam dizenin yarısı, yani 52 dize ise iki sözcüklü. Bu, kitaptaki sesi de belirliyor: Konuşmanın başladığı, sürmeye yeltendiği, ama hemen susmaya evrildiği bir süreç…Şair, Hayku’dan daha dar bir dilsel mekânda konuşuyor. Bu darlık, kavramsal bir sözcük paletini zorlasa da, şiirlerin çoğunluğunda yalın, gündelik kullanımdan sökülme, doğayı işaret eden sözcükler ağırlıkta. Öyle ki; Ey çalılar güzeli / Şenlik ateşi / Ateşböceğinin. şiirinde görüleceği üzere, bu seçim bütünüyle “Yansıtmacı” bir estetiğe bitişir; ama bu örnekler sayıca çok az. Esasta Aydemir, doğadaki nesneler, devinimler, süreçler üzerinden “Anlatımcı” bir estetiğin içine yerleşmiştir.

Uzun soluklu şiirlerindeki tanıdık sorunsallar, bu kitaptaki minimalist ifadeye çökelerek, elbette dilsel bir deneyimin sınır taşları üzerinden okura taşınır: Bu ne gürültü. / Tırtıllar, kuşlar /Düşünüyoruz. Ya da daha koyu bir varoluş hüznü: Her gece / Aynı ağrıyla / Kayıyor bir yıldız.

* * *
İmgeyle düz anlamın birbirini yoklayarak, sözün kendine çakılı olanaklarına kanmayan bir sezgi bütünlüğünde barok anlamlar kuran dizelerde yaygınlıkla nokta /üç nokta kullanılmış. Sesi kısmak, tempoyu düşürmek üzere sentaktik öğeler ayarlanmış. Sekiz dize üç noktayla sonlanırken, kitabın bütününde, o da onaylayıcı bir ses için iki kez ünlem kullanılmış. Bu Sige’ye saygıdır, susuş estetiğidir. İmgeyle düz yazı aklı arasında gerili söz, zengin bir dilsel proğramı yönlendirmek üzere dış gerçekliğin silik izlerini yüklenmiştir. Öyle ki, anlama yaklaşma ürküsü, hem fısıltılı bir söyleyiş kurgusuna yol açar, hem de anlamın belireyazdığı geri çekilmeyi öngörür. Başka bir söyleyişle, sezgisel bilme biçiminin gereksindiği tüm girdiler, Reel’in kesintili akışıyla beslenir. Bilinmezin Ne’liği karşısında “Had” işareti !

* * *
Kitaptaki şiirlerin çoğunluğu, kurgu içinde doğru kullanılmış tek bir sözcük üzerinden anlam devşiriyor.Modernist sancılarla yüklü şu şiirde olduğu ğibi : Yoruyor/Düşünmek /Kayan yıldızın adını.Buradaki adını sözcüğü, üstlendiği dilsel gerilimle şiirin semantik derişmesini sağladığı gibi, derin yapıyı da kurarak, şiirin estetik boyutunu konturluyor.Çağdaş şiirsel söylemde sözcüğün işlevi düşünüldüğünde, bunun, hesabı doğru verilmiş bir poetik süreci karşıladığı açık.

Minimalist anlatımla kurulmuş bir çok şiirde, şiirsel söylemin hızla felsefi söyleme savrulduğunu biliyoruz.Sanatla felsefe arasındaki makasın neredeyse bütünüyle kapandığı, hele plastik sanatlarda kavramsal işlerin bağımsız bir disiplin oluşturmaya başladığı düşünülürse, şiirsel söylemin nasıl bir dengede kurulduğu, kurulması gerektiği anlaşılır.Anlamın çoğul yapısına yönelirken, minimal anlatım eşiğinde kurulan aforizmalar, özellikle eksik donanımlı şair / okur için tam bir tuzaktır.Retorikle beslenen kesinlemelerin ya da şiirsel söylemden savrulmuş gizemli söyleyişin şiirle ilgisizliğini söylemek bile fazla !Aydemir ‘in bu noktada şiiri bir dilsel yaşantı halinde kurduğunu söyleyebiliriz: Gördüm kadın-/ Bir kımıltı / Gizlice. Ya da: İşte ilk yağmurlar- / Çıt bile yok / Çekirgede.

Dilde yansıyanla okur arasına girmekten özenle sakınan şair, doğayı işaretlemekten ötesini düşünmez.Anlamın sokulganlığı karşısında bile, sorularla mırıldanır yalnızca : Kuyudaki su kimin? / Yüzünü gördüğüm / Gökten başka ?

Kadir Aydemir, sözcük sayısı, dize kurgusu, noktalama imleri düzleminde koruduğu sesi / sessizliği, şiirin ritminde de gözetir : Güneş / Bırakıyor gülüşünü / Üzerinde, taşın. şiiri dışında dış sese bütünüyle kapalı.Daha uzun şiirlerinde de harf düzeyinde gezdirdiği sınırlı ses, minimal anlatımla iyice dizginlenmiş.Bunun şiire biçim / biçem bütünlüğü kazandırmak üzere bilinçle kurgulandığı açık.

* * *
Yukarda söylendiği gibi, genç bir şairin ilk kitabında sözünü bunca derişik kılması, sonrasına ilişkin merakı büyütüyor.Aydemir, sanatın “görme biçimi” halinde ifade edilen “bilme biçimi”ni karşıladığının farkında. Dilin, anlam kurucu dinamiğiyle doğayı / nesneyi iade ettiği şiirleri, söylemin monolojik yapısını özenle korurken okurun tutunabileceği anlam uçlarıyla, modern bir tasavvur dünyasının içinden konuşuyor.Bu kurguyu güçlendirmek üzere, İbrahim Çiftçioğlu’nun lâvi tekniğiyle yapılmış baskı resimleri her şiire eşlik ediyor: ancak, kitaptaki grafik kaygının şiirsel etkiyi gölgelediğini söylemeliyiz. Bu sorun, aslında iyi düşünceyle başlatılan işbirliğini, benzer kimi kitaplarda da gördüğümüz gibi, disiplin çekişmesine dönüştürüyor.

Kadir Aydemir, dergilerde gereğince gözüken sağlam şiirlerine bitiştirdiği bu ilk kitabıyla, kuşağının kalıcılarından olacağını göstermiştir;çünkü daha başlangıçta sadeleştirilmiş bir hayat bilgisini sözüne dolamıştır: Eski bir gökyüzü / Buldum- / Son sözümdü bu.

Cumhuriyet Kitap, 2002

Tags: , , , , , ,

Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy this password:

* Type or paste password here:

6,538 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress