Kadir Aydemir

You are currently browsing articles tagged Kadir Aydemir.

AY, ZAMAN, ÖLÜM / Kadir Aydemir *

 

Ay daha da karardığında, büyük ağaçların ve donmuş suların ortasında kalmıştı. Ne kadar da çaresiz ve güçsüzdü kolları. Bir isim, zihninde dönüp duruyordu. Boşluğun kalbine akıyordu gözyaşları. Bir insanı bu kadar özlemek normal miydi? Bunca acı nedendi? Çözemiyordu. Harfler yan yana geliyor ve onu çağrıştırıyordu. Gözleri gözlerinin önündeydi. Kadının o hayran olduğu güzel tırnakları uzuyor, etine batıp kanatıyordu. Anıların kılıcı keskindi.

Üşümüyordu.

Ondan önce yaralı köpekler geçmişti buralardan, umurunda değildi bu. Yırtıcı bir hayvan çıksa, karşısında öylece durur, belki bir taş almak için eğilir, sonra vazgeçerdi bundan; ağlardı… Karşısında köpüren hayvan susar ve olduğu yere çömelirdi. İnsanın acısını hissederdi kendi gibi olmayan her şey. Bir tek “insan” anlamazdı bunu!

Tanrı’yla hesaplaşmak kolay değildi bu gece. Neydi beklentisi? İçinde bulunduğu korkunç durumdan kurtulmak için yakarmıştı ona. Duaları kabul olmuştu işte, daha ne istiyordu! Şimdi kendini cansız kayaların, çürük otların arasında sürüklenirken bulmuştu. Ama bir şeyin farkındaydı, kadın artık iyiydi. Uzakta ve iyiydi. Onsuz iyiydi. Her şey silinmişti. Ne mutfaktaki kristal bardak ne de duvardaki fotoğraflar bir anlam ifade ediyordu. Ayrılık güzel bir yara iziydi.

Ay daha da kararırken yaklaşıyordu görünmez avcılar.
Küçük damlacıkların bıraktığı büyük su birikintileri vardı ardında…
Sekerek uzaklaşıyordu.
Orman onu kabul etmişti. Sarmaşıkların hareketini hissetti.
Acısından uluyordu, başka bir şey değil…

 

 

* Yazarın “Sonsuz Unutuş” adlı öykü kitabındandır. 

Tags: , , , , ,

Çok emek verdiğim ve Yitik Ülke adına çok umutlu olduğum, 111 arkadaşın dayanışmasıyla ortaya çıkan, 1 yılımı alan bir kitap çalışması: 90’lar Kitabı

Bu kitap 80’li ve 90’lı yılların çocuklarını ve gençlerini yakından ilgilendiriyor. 400 sayfalık bir hacme ve 111 ayrı konuya sahip. Hemen belirteyim ki Barış Manço, Nirvana ve Sivas Katliamı ile ilgili 2’şer yazı var kitapta, ama her yazı onlarca göndermeye de sahip. “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?”nin Çok sevileceğini ve elden ele dolaşacağını duyumsuyorum. En neşeli ayrıntılardan en politik detaylara dek benzersiz bir çalışmaya imza attık. Güncel Türkiye tarihini de içine alan bir kitap oldu.

Unutmamak için yazdık… Tanıtımlarımızda destek olan herkese şimdiden teşekkürü borç biliriz. Yitik Ülke, senin yayınevin… Bu kitap senin kitabın ey okur… Aramızda, kitap ve dergi projelerimizde herkese yer var… Ülkeye davetlisiniz…

www.yitikulke.com

twitter.com/yitikulkeyayin twitter.com/90larkitabi @yitikulke

Tags: , , , , , ,

Beni seviyor musun, dedi kadın
Seni öyle seviyorum ki, dedi adam
Her an kar yağabilir

Her sokak denize çıkar senleyken
Gözlerindeki kıyı uzak değil
Tüm yapraklar dökülse de derinine köklerimin
Uzaklaşsa her şey
Yine, içindeki yıldızı izlerim

Geriye ne kalır gidersen?
Şiirin acı tadı, şu binalar, ölü kayıklar
Ve gömleğimin altında ilerleyen kan

Çünkü yoktur aşk hiçbir çiçekte
Boşuna kopar tatlı yapraklar

 


Kadir Aydemir

Tags: , , , , , , , , , ,

Kadir Aydemir

 

Cam kapıyı iteliyor yavaşça. Eski moda siyah gözlüklerinin arkasında nereye baktığı belli olmuyor. Elinde her zamanki gibi iç içe geçmiş birkaç poşet var. Poşetlerin içinde ne olduğunu bilmiyorum, ama burnuma kötü kokular geliyor. Bu yaşlı adam haftanın belirli günlerinde düzenli olarak uğruyor çalıştığım kitapçı dükkânına.

Suratına bakınca korkuyorum, fazla ilgi göstermemeye çabalıyorum sürekli. Takma dişlerini dilini bir çengel gibi kullanarak dudaklarının önüne kadar getiriyor bazen, “Tıkk” diye iğrenç bir ses çıkarıyor ağzından. Tiki var herhalde. Bu sesi duyunca midem bulanıyor.

Üstü başı uzaktan düzgün ve temiz gözükse de, yanına yaklaştığınızda ceketinin ve pantolonunun kirden parladığını fark ediyorsunuz. Ne zamandır yıkanmıyorlar, belli. Zengin müşterilerimizin yüzü allak bullak oluyor o içeri girince. Komik bir durum yaşanıyor. Adamın umurunda değil hiçbir şey. Kareli, kumaş bir ceket, aynı kumaştan yapılmış bir de pantolon. Gömleğin yakaları kirden eprimiş, ama ilginçtir, kravat hâlâ düzgün bir şekilde bağlı. Adamın iyice zayıflamış vücudunu ortaya seriyor tüm bu giysiler. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , , ,

Kadir Aydemir

 

Sonunda vardın limana. Otobüsler bir bir yanaşıyor adaya giden tek vapur için. Araçlardan inen herkes yorgun ve uykusuz. Sert koltuklarda iki büklüm halde uyumaya çalışsan da, beceremedin. Gözlerinden okunuyor her şey. Küçük sinekler konup duruyor ellerine, boşluğu itiyorsun, şekilsizce kovuyorsun siyah kanatlıları. Sabaha doğru, arabalı vapurda herkes, sanki onu ilk kez görüyormuşçasına, cep telefonlarıyla-fotoğraf makineleriyle güneşin doğuşunu çekiyorlardı. Sarı bir ateş topu dünyayı ısıtacak, evet. Herkes ona doğru bakıp hayaller kurarken; sağ tarafta oturan iki sevgili birbirine daha sıkı sarılmıştı, oğlanın eli kızın kulakmemesini okşuyordu, güvertedeki hamal çayından acı bir yudum daha alıp kara kara düşünmemeye çalışıyordu, yaşlı bir adam uykusunda dik bir kayadan düşmüştü ve sen, tüm bunlar olurken iki kara sineğin geminin bordasında kavga edişine şahit olmuştun. İki görünmez noktanın birbirine girişi… Önemsiz iki hayvancağızın kavgası… Onların bile kavga etmesi… Neydi bu? Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , ,

Siyah Zaman

Kadir Aydemir

Daha önce yaşamıştım bu anı. Öyle hissettim. En başından olacak olanları az çok kestirebiliyordum. Her buluşma kendi yazgısını yaşardı içinde, bunu biliyordum. İlk ve son, başlangıç ve bitiş aynıydı benim için. O, gittikçe uzaklaşıyordu, engelleyemiyordum bunu. Kara bir bulut beni takip ediyordu sanki. Yağmur muydu yağan? Sanmıyorum! Kırmızı bir uykunun paramparça damlacıklarıydı yollarda akan. Kamburumu delip geçen buzdan bir sarkıt vardı, acı veriyordu eridikçe. Olumsuz düşünceler içindeydim. Gördüğüm tek renk vardı, gittikçe koyulaşan bir renk: Siyah! Simsiyah! Read the rest of this entry »

Tags: , , , , ,

Serkan Türk

 

“Zaman eskimez. Geçip giderken her şeyin yüzünü de yanında götürür.” Böyle başlıyor Kadir Aydemir’in Aşksız Gölgeler isimli öykü kitabı. Sayılı günün bir sis perdesi gibi aralandığı o hayat bizi bir çukurla tanıştırana kadar içine çeker. Doldurduğumuz her boşlukta ona bir anlam yüklemeye çalışırız.Her birini bir fotoğraf karesine dönüştürürken zamanda takılı kalmaya zorlarız görüntülerimizi ve her biri bir gölgeye dönüşüp yitmeden önce belki bizi de içinde saklar. En baştan teslim olduğumuz hayat bir gölgeden cesaret alır, bir gölgeye dönüşmek için sokulur birisinin düşlerine.

Geceye dönüşecek elleri her birinin; onun kadar karanlık, onun kadar kararlı olacak düşleri. Ellerimizin yeni tanıştığı bir bedeni yoğururken çamur gibi sıkı sıkı, parmaklarımızın gelgitlerinde vıcık vıcık ıslaklığını kurutur rüzgâr. Yüzünü, göğsünü, bacaklarını elinizin altında büyütüp dönüştürürken bir heykelciğe, yalayıp gider parmak uçlarınız bir sütunu. Ani karşılaşmalar hazırlar hayat bize. O kuyu derin suyunda bizi boğacağına biz başkalarına veririz tenimizdeki yaşamı. Bir parkın en gizli yerinde kadın adamın üzerinde ve adamın elleri kadının ince kemiklerinde dolaşıyor. Parktaki büyük ağacın arkasında zamanın gözleri büyüyor. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

Şeref Bilsel


İsviçre Hastanesi -2002/2003- Şiir Yarışması Birincilik Ödülü’nü “Dikenler Sarayı” adlı dosyasıyla kazanan Kadir Aydemir’in ikinci şiir kitabı, aynı adla Eti Yayıncılık tarafından yayınlandı. Şair, ilk kitabı “Sessizliğin Bekçisi”nde şiir okurunun alışık olmadığı Uzakdoğulu bir şiir biçimini -Haiku- denemişti. Bu şiirler an’ın akışını donduran fotoğrafik görüntülere dayalı bir çeşit “durum” şiirleriydi. Dikkat ve uyanıklık isteyen bir alanın zekâyla buluşmasının dışavurumu da diyebiliriz. Aydemir, “Dikenler Sarayı” adlı kitabında durumdan olaya yönelen bir bakışla –yine Haiku’yu belirleyen toprağı terk etmeden– şiir kumaşının boyunu biraz daha uzatıyor. Belki de an’ların iç içe girmiş biçimlerini katılaştırmanın bir sonucuna vararak, bitmeyen merdivenlerden iniyor, içinde biriken gölgelere…“Dikenler Sarayı”nda, “Sessizliğin Bekçisi”nde olduğu gibi sanki susmanın kıyılarına varmak için bunca şeyi sıralıyor. Çocukluğun (bütün hayatı bir çocukluk mevsiminde geçmez mi şairin!) bitmez tükenmez bahçesinden derlediği acılı hatıraları duyarlılığın bakır süzgecinden geçirerek okurla buluşturuyor. Aydemir’in şiirlerinde donmuş bir coşku var. Kar altında, ellerine değen kömürle kararmış, dünyaya baktığı parmak araları babasının tabutuna attığı toprakla sararmış… Bu donukluk genellikle geçmişe bakan bir pencereyi açtığı zaman daha bir somutlanıyor; geçilen zamanın bıraktığı ezginlik, yoksulluk, çaresizlik şairin diline bulaşınca şiirsel bir zenginliğin kapılarını aralıyor:

“Bir kömürlüktü annemin nemli sarayı (…) Kardeşim dayak yiyerek öğrendi okumayı /Patatesi en güzel yemek sanırdık /Kayabalığıydı hep oltama gelen” (Geç’miş) Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , , ,

Celâl Soycan

Omurgasında sözcük ekonomisi okunan her şiir, kendi içine doğru daha da derişmeye çabalar. Şiirsel söylemin kendiliğinden fazla söz’e kapalı hali,bu şiirlerde neredeyse matematik bir denkleme kenetlenir. Her sözcük,anlam alanını öylesine yayar ki,şiirsel kurgu, bütünüyle taşıyıcı öğelerden oluşan bir yapı gibi, destekleyici ya da süsleyici emekten soyunuktur.

Kadir Aydemir, çeşitli dergilerde yayımladığı şiirlerinde, sözcük ekonomisine özenli bir şair olarak dikkat çekiyordu. Yaygın uzunluktaki bu şiirlerde, söyleyişteki yoğunlaşma, şiirsel yalınlığı zedelemeden işlemekteydi. Elimize ulaşan ilk kitabındaki (Sessizliğin Bekçisi, Hera, 2002) şiirlerse, hazırlıklı okuru bile şaşırtan bir biçimle kurgulanmış: Bütünüyle Hayku tadında, anlamı kıstırma çabasındaki beyhudeliği farketmiş bir susma halinin şiirleri. İlk kitabını yayımlayan yirmibeş yaşındaki genç bir şair için, ilginç ve özgüvenli bir adım. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , ,

Kadir Aydemir

 

Deniz otobüsünün hareket saatine onlarca dakika vardı. Bu sıcak havada en iyisi biraz dolaşmalıydım. Bir ağaç gölgesi bulup geçen gemileri izler, böylece dinlenmiş olurdum. Seyyar satıcının birinden biraz fındık aldım, fındık kabuklarını birbirine bastırarak kırıp içlerini yemeye başladım. İlerde gözüme kestirdiğim yerdeki tüm ağaç altları kapılmıştı; sevgililer birbirlerini öpüyorlar, yaşlı teyzeler torunlarına bir şeyler anlatıyorlardı. Bulduğum küçük bir gölgeliğe yaklaştım. Gazetemi açıp altıma serdim. Hava çok sıcaktı. Yaklaşık on metre ötemde, güneşin altında oturmuş genç bir kadın denize bakıyordu. İskele babası gibi hareketsiz, öylece duruyordu. Gözlerim kısa bir süre ona takıldı, daha sonra yanıma gelip oturan bir ailenin sesleri ilgimi tamamen dağıttı.  Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , , , ,

« Older entries § Newer entries »