roman

You are currently browsing articles tagged roman.

Söyleşi: Kadir Aydemir


İlk kitabınız Bir Kuzgun Yaz’da eski İstanbul’da geçen çocukluğunuzu ve matrak anılarınızı işlemiştiniz. Keyifle okunan, yer, yer gülümseten ve hüzünlendiren bir çatısı vardı bu ilk kitabınızın. Görünen o ki, Pus’ta da macera devam ediyor. Üstelik Kuzguncuk’tan da ayrılıyorsunuz. Bu kitapta biraz daha büyümüşsünüz, yavaş, yavaş değişmeye başlamışsınız…

Bir Kuzgun Yaz 1960’ların hiç bozulmamış, güzelim İstanbul’unda, özellikle de o zamanlar yemyeşil olan Boğaziçi semtlerinde geçiyordu. O yılların havası bambaşkaydı. Ahşap evlerle dolu yokuşlu mahalleleri, komşulukları, Müslüman, gayrimüslim ahalinin o eski parke taşlar döşeli sokaklarda nasıl dostluk, uyum içersinde yaşadıklarını ve elbette bizim gibi hınzır veletlere nasıl büyük bir hoşgörüyle tahammül ettiklerini başkalarına da anlatmak gereği duyuyordum. Bu nedenle ilk romanım Bir Kuzgun Yaz ortaya çıktı. O yılları hep pastel renklerle anımsıyorum. Boğaziçi’nin mavisi, tepelerin erguvan rengi, papatya ve gelincik tarlaların göz alıcı güzelliği gibi. İkinci romanım olan Pus’ta konu aldığım yetmişli yılları ise hep gri renklerle anımsıyorum. Romana Pus ismini bu yüzden koydum. Türkiye karmaşık ve karanlık bir ortama, askeri darbeye, tutuklamalara, öğrenci olaylarına, siyasi idamlara, 12 Mart’ın balyoz harekâtlarına karşı büyük bir hızla ilerlerken altmışlı yılların çocukları olan bizler ergenlik çağına ulaşıp hem cinsellikle, hem de başta geçim ve tahsil derdi olmak üzere hayatın pek çok acı yönüyle tanışmaya başlamıştık. Memleketin içinde olduğu iç burkucu durum da bunun cabasıydı. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , ,

Söyleşi: Kadir Aydemir

Metin Celâl’in romanı Gitmek Zamanı, Gendaş Yayınları’ndan Mart 2003’de çıktı. Yazarla ‘roman’ ve ‘gitmek’ kavramları arasında kısa bir gezinti yaptık.

-‘Gitmek’ çok çağrışımlı bir sözcük. ‘Gitmek’ ne demek ve bu melankolik yolculuğun nerede biteceği -‘Gitmek Zamanı’ndaki gibi- belirsiz mi sizin için?

Gitmek arzusu, içinde birçok başka duyguyu da barındırıyor. Bir kere ayrılık var. Sevdiklerinizi ardınızda bırakıp gidiyorsunuz. Ve tabii terk etmek… Bu hem kişileri; dostları, arkadaşları, akrabaları terk etmek, hem de evinizi, sokağınızı, kentinizi ve yurdunuzu… Giderken yanınıza alamayacağınız her şey geride bıraktıklarınız oluyor.
Bu romanda “gitmek”, insanın kendini tüm varlığıyla terk edip yeni bir yerde, yeni bir insan olarak, yepyeni yaşam şartları ve ilişkilerle yeniden doğması demek. İnsanoğlu kendi benliğinden gelen mutsuzluğu, bunalımı bulunduğu yerden giderek, kaçarak çözeceğini sanıyor. Sorunun çözümünün kendi içinde değil de dışarıda olduğunu sanıyor. Gitmeye alışmış bir insan sorunlarını çözemediği müddetçe sürekli kaçacak, yer değiştirecek, yeniden ve yeniden hayatını kurmaya çalışacaktır. Çünkü kendiyle yüzleşmekten korkmaktadır. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , ,

Söyleşi: Kadir Aydemir

Güven Turan’ın yazdığı romanlar Üçlü adıyla yeniden kitaplaştı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitapta yazarın, Dalyan (1978), Yalnız mısın? (1987), Soğuk Tüylü Martı (1992) adlı romanlarını bir arada bulmak mümkün. Bilindiği gibi Güven Turan, Dalyan ile 1979 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü almıştı. Kendisiyle Üçlü üzerine konuştuk…

-Üçlü’de, neredeyse sekiz dokuz yıl arayla yazılmış olan romanlarınız bir arada bulunuyor. Yazarlar yapıtlarına kendilerinden ve yaşadıkları dönemlerden çok şey katarlar, deriz hep. Sizin eserlerinizde de üç ayrı dönem -rahatlıkla- sezinlenebiliyor, öyle değil mi? Sizi bu üçlemeye götüren şeyler nelerdir?

Bu romanları bir “üçleme” oluştursun diye yazmaya başlamamıştım, onun için de “üçleme” demedim “Üçlü” dedim… Bir bakıma, Ortaçağ sonlarıyla Rönesans başlarında yaygın olarak görülen “triptych”ler gibi… Üç panodan oluşurdu bunlar ve orta bölmede Meryem (çocuk İsa’lı ya da İsa’sız) bulunur, iki kanatta bulunduğu yere bağlı olarak, kentin, kilisenin ya da sahibinin azizlerinin resimleri yer alırdı. Bosch, bu üçlü yöntemi tümüyle çılgın bir biçimde ele almıştı bugün, Madrid’de, Prado Müzesi’ndeki Dünyevi Hazlar Bahçesi adlı harika triptych’inde örneğin! Benim Üçlü, daha çok Bosch’un yapıtına benziyor! Bu üç roman, 1970 başıyla 1980 ortaları arasını belli bir bakış açısından, yansıtmaya çalışıyor. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

Söyleşi: Kadir AYDEMİR

Konuşmak, her şeyi ama her şeyi anlatmak ve kurtulmak isteriz bazı şeylerden. Bunlar suçlarımızdır bazen, bazen de en büyük günahlarımız. Ama kime neyi anlatabilirsiniz bu kanlı evrende, ağızdan çıkan söz sizi yeniden kutsar mı dersiniz?

Halil Gökhan, ilk romanı Yedinci’den sonra Konuşan Kadın adlı ikinci eserini yayımladı bugünlerde. İkinci roman, ilkinin tersine, sinematografik özelliklerden fazlaca arınmış, felsefi ve psikolojik bir altyapıya sahip, irkiltici, yer yer de sivri dille yazılmış. Konuşan Kadın on bölümden oluşturulmuş. On bölüm, günah dolu on gün anlamına da geliyor kitapta. Kadın karakter Alev İpek, belki de yeryüzünde içini dökebileceği son insan olarak seçtiği modacı Leon Ziya’ya on günlük gelgitlerle ‘her şeyi’ anlatıyor. Meşum bir karşılaşma sonrası iki insanın da yaşam çizgileri iç içe geçecektir… Bu arada Alev İpek’in yazarın ilk romanı Yedinci’de de önemli bir şekilde rol alışı garip bir rastlantı olsa gerek… Read the rest of this entry »

Tags: , , , , , ,