Turgay Kantürk’le Şiir ve Meyhane Üzerine

Söyleşi: Kadir Aydemir

İlk Gibi Son, Siyah Eşya, Ay İçin Küçük Şeyler, Öteki Sahne, Göl Felaketleri ve Tuzak Kitap gibi yayımlanmış eserleri olan şair Turgay Kantürk Bey’le şiir, meyhane ve rembetiko kültürü üzerine konuştuk. Geçmişten geleceğe uzanan, meyhanelerdeki şair toplantılarının hikâyesi ve ilginç bir şekilde birlikte üretilen sanat çalışmalarının öyküsü ilginizi çekecek.

Öncelikle siz bir şairsiniz. Bunun yanında ilgilendiğiniz pek çok şey var. Tiyatro yönetmenliği, televizyonda bir kitap ve edebiyat programı olan Okurukça’nın sunuculuğu, No dergisinin ve birkaç yayınevinin şiir kitapları editörlüğü, Kadıköy’ün belki de tek alternatif mekanı Kargart’ta sanat danışmanlığı. Tüm bu saydığım işlere bir de Kadıköy’de meyhane işletmeciliği eklendi yakın zamanda. Tüm bunları bir arada yürütmek yorucu ve zor değil mi?

Ben şimdiye değin yaptığım tüm işleri severek yaptım ve hiçbir yorgunluk hissetmedim açıkçası. Yorgunluktan çok bir bıkkınlıktan söz edilebilir bu tür uğraşlarda. Fiziksel ve zihinsel olarak zaman zaman yoğunlaşmada güçlükler çektiğim olmuyor değil. Çünkü hepsi de farklı alanlarda ve farklı ekiplerle gerçekleştirilen işler. Ne ki tüm bu çokça zaman ve güç gerektiren çalışmaların tümünde bana özveriyle yardımcı olan dostlarım ve çalışma arkadaşlarım var. Bu saydığınız uğraşların, şiir dışında hemen hepsi, ekip işi. Her zaman olmasa da çoğunlukla doğru ekiplerle çalıştığım düşüncesindeyim. Hepsi de organize olmaya dayalı, sizinle birlikte çalışanları yönlendirmeniz, doğru ve güzel sonuçlar almanız gereken işler. Kabul etmek gerekir ki zor. En azından bu soruları yanıtlamak için bile özel bir zaman ayırmam gerekti.

Kadıköy’de işlettiğiniz meyhanenin adı Benusen. Nedir bu Benusen? Meyhanecilik bir şair için sizce yapılması zor bir meslek midir?

Benusen Diyarbakır’da bir burcun adıymış ve burcun olduğu yer de bu adla anılıyor sanırım. Bir de, biliyorsunuz Farsça sen ve ben anlamına geliyor. Meyhaneciliği meslek olarak algılamadım hiçbir zaman. En azından benim için böyle. Eşim dostumla her zaman güzel bir akşam geçirmek için bulunduğum mekan olarak düşünmüşümdür ben meyhaneleri. İşletmeci olmanın getirdiği farklılıkları ve sorumlulukları mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya çalıştığımızı düşünüyorum. Yine de zorlukları olan bir uğraş bu. Ama akşamları sizinle birlikte olmayı tercih eden insanlara konuklarınız, sizinle birlikte çalışanlara da aileniz gibi davranırsanız, her şeyin yolunda gitmesi için pek bir engel oluşturmuyor alkol. Bazı durumlarda sinirlerinizin sağlam ve sağduyunuzun hep uyanık olması gerekiyor o kadar. Gerisi sohbet!

Peki, sizce bir ‘rembetiko’ kültürü hâlâ yaşıyor mu? Geçmişte nasıldı bu gelenek, şimdi nasıl yaşıyor?

O insanlarla birlikte başka diyarlara göçmüş bir kültürden söz ediyoruz. Ben tanık olmadım, ama izini sürdüm diyebilirim. Öyle bir şey yok artık. Her şey bir arşiv tadında ve hayli tozlu. Zaman zaman kulağımızın pasını silmek ve ruhumuzu avutmak için, biz de gönüllü sürgüne gitmiyor değiliz tabii. Bugün o kültürü yaşatmak çok zor. Önce insanları yaşatmak gerekirdi bu topraklarda. Ne o mezeleri yapacak ustayı bulmak, ne de o müziğin kendiliğindenliğini, sahiciliğini yakalamak olası. Çok zor.

Siz aynı zamanda Cemal Süreya’yla ve Sabahattin Kudret Aksal’la da tanışıyordunuz; bu şairler de Kadıköy’ün meyhanelerine gelip giderlerdi. İlk gençliğiniz onların geleneğinden beslenerek geçti, öyle değil mi? Onlar zamanında meyhaneler nasıldı ve şimdi nasıl?

Evet, her ikisini de tanıdım. Ama Sabahattin Bey’le ilişkim çok farklı boyutlarda sürdü. Çok uzak bir geçmişten söz etmiyoruz; meyhaneler o dönem çok farklı olmasa bile, edada bir farklılıktan dem vurulabilir. Sohbet ve oturma adabının çok farklı olduğu, söylenenlerin dinlendiği ve paylaşıldığı bir uslup hakimdi denilebilir. O zamanlar içkiler genellikle ağızla içilirdi ve mezesi kesinlikle sohbetti. Şimdiyse sohbet meze bile değil! İçkinin ne yolla içildiğini de varın siz düşünün artık. Artık hiçbir şey lezzetli değil; dostluklar bile.

Benusen’de her perşembe akşamı şair-şiir toplantıları yapılıyor uzun süredir. Çok duyarız, eskiden de bu toplantılar yapılırmış çeşitli yerlerde. Siz de katıldınız mı bunlara hiç? Ortam nasıldı o zamanlar?

80’li yıllarda çokça bulundum bu tür ortamlarda. Şehrin iki yakasında da uzun zamanlar geçirdim. Her iki yakadaki mekanlarda da bulundum. Farklı günlerde, farklı grupların toplantıları olurdu. Günün koşuşturması içinde, birbirini özleyen insanların buluşmaları gibiydi kimi zaman. Kimi zaman yeni oluşumların temellerinin atıldığı birlikteliklerdi bunlar, duman ve alkol eşliğinde. Kimi zaman da çıkmayan dergiler, yazılmayan şiirler ve söylenmemiş sözler uçuşurdu havalarda. Ama birçok şey de üretilirdi. Şimdiyse uçuşan nesnelerden söz edilebilir.

Şair toplantıları artık bir geleneğe dönüşüyor. Sizce, günümüzde, bu gibi paylaşımlardan ortaya bir şey; örneğin, yeni yeteneklerin keşfedilmesi, yeni bir dergi projesi vs. çıkıyor mu? Sizin de zaman zaman katıldığınız bu toplantıların amacı ve gözlemlediğiniz sonuçları nelerdir?

Çok özel dostlukların kurulduğunu, hoşça vakit geçirildiğini, çok özel dergilerin çıktığını, çalıntı dizeler yakalandığını, tatlı tatlı dedikodu yapıldığını, tabii ki genç şairlerin sınandığını, çok şişeler ve çamlar devrildiğini, ortak kitaplar üretildiğini, hesapların çoğunlukla yalnız ödendiğini, kimi zaman çatal bıçak seslerinin daha anlamlı olduğunu, masada birilerinin hep daha fazla konuştuğunu, birilerinin daha fazla sustuğunu, peçetelere şiirler yazıldığını, genç kızlara akrostişler düzüldüğünü, fotoğraflar çekildiğini, kimilerinin hesap ödemeden tüydüğünü, ağlandığını ve gülündüğünü hatırlıyorum. İnsan bu işte; şair de olsa…

Tüm bu işlerden zaman bulup da şiire çalışabiliyor musunuz? Yeni şiir kitaplarınız çıkacak mı?

Evet, eski yoğunlukla olmasa da şiir hep var. Dergiler de yayınlamıyorum pek. Daha çok genç arkadaşların çıkardıkları dergilere şiir vererek onlara destek olmaya özen gösteriyorum. Yılda sadece iki üç şiir ancak yayınlıyorum. Çıkmayı bekleyen, daha doğrusu benim zaman ayırıp da düzeltmelerini yapmam gereken dosyalar var; tüm düzyazılarımı içeren Yanlış At, 1999’da Mina Urgan’a yazılan Alacakaranlık, son şiirlerin toplamı Hepsi Bu ve bütün şiirlerimin toplamı olacak Peri Çıkmazı ve Binbir Geceyarısı’nın ilk kitabı benden zaman ve ilgi bekleyen işler. Süre giden dosyalar da var tabii ki.

Sanırım bir öykü kitabınız yayına hazırmış. Bu öykü kitabından biraz bahseder misiniz?

Evet, son iki yılda çok çok kısa öykü diye adlandırabileceğimiz şeyler yazdım. Öykü demeye çekiniyorum açıkçası. Okuyanlar şiirle öykü arası bir şeyden söz ediyorlar. Ama ben daha çok kısa film için yazılmışlar sanısına kapılıyorum, bu metinleri okuduğumda. Yakın zamanda bunları da kitaplaştırmayı düşünüyorum. Adı şimdilik Daha Sessiz ve Öylece. Zaman ne gösterir bilmiyorum.

Turgay Kantürk’ün, bu yoğun tempo içinde, önümüzdeki zamanda edebiyatla ilgili gerçekleştirmek istediği şeyler nelerdir?

Çok şey yok açıkçası. Artık hiçbir şeyi tasarlamamaya çalıştığımı söyleyebilirim. Ama gerçekçi zeminlerde ve zamanlarda olabilecek her şeyi de, çokça tasarlamaksızın, gerçekleştirmek temel prensibim. Son günlerde Yolluk Yayın ardını verdiğimiz bir projeyi başlatmakla uğraşıyorum, tüm bu işlerin yanı sıra. Yalnızca küçük boyutlu kitaplar yayınlayacağımız, basılabilecek her türden disipline açık, öncelikle keyif işi bir yayıncılık olacak.

Tags: , , , , ,

Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy this password:

* Type or paste password here:

6,538 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress