Vadi Çiçekli ile Söyleşi

Şiir, Kağnılar ve İstiklal Yılları

Şair Vadi Çiçekli ile yazdığı destan şiiri, “Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda”yı konuştuk uzun uzun…

Söyleşi: Kadir Aydemir

 

Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda” için Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nın bir devamı ya da daha narin bir deyişle izini süren bir şiir denebilir mi?

“Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda”nın bazı bölümlerinde, gelişen olay örgüsü içerisinde yerel planda kalan tiplemelerde memleketten insan manzaraları var elbette; ama bundan “Memleketimden İnsan Manzaraları”nın devamı ya da izini süren bir şiiri izlediği anlamı çıkmamalı.

“Memleketimden İnsan Manzaraları” II. Meşrutiyet’ten, II. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar olan zaman dilimine yayılmakla birlikte, ağırlığı II. Dünya Harbi yıllarına vermiştir. “Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda” ise kısmen I. Dünya Savaşı öncesine yayılmakla birlikte ağırlığı, cephe gerisindeki cephanenin çekildiği dar alana, İstiklal Yolu güzergâhına vermiştir. “Ya İstiklal Ya Ölüm!” gibi, topyekûn ortaya çıkıveren kararlılığa kilitlenmiş bir toplumun çektiği sancı, kitabın sonuna kadar devam eder. Cephane bir an önce cepheye yetişmelidir. Bu içeriğin belirlediği bir biçim yansır dizelere. Bu, kitap için kaçınılmaz olandır, başka bir biçimde yazılamazdı.

 

“Rüzgârın Getirdikleri”nden uzun zaman sonra “Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda” doğdu… Belki de çok iyi bir zamanlama ile ulaştı bu kitap bize. Günümüz siyasi ortamında geçmişe bir pencere açtınız bu dizelerle. Kitabın kafanızda planlanışı ve yazım sürecinden bahseder misiniz?

2003 yılı Aralık’ında görevli olarak gelmiştim Çankırı’ya. 2004’ün Aralık’ında çıktıydı “Rüzgârın Getirdikleri”. Ondan kurtulmuştum. Birkaç şiirle günleri geçiştirmek işime geliyordu (demek “Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda”ya hazırlıyormuşum kendimi)

2005 yılı sonbaharıydı yanılmıyorsam. Eşimle İnebolu’ya gitmiştik. Küre Dağları’ndan inerken kafamda beliren soruyu anımsıyorum: Bu yokuşu nasıl çıkabilmişti İstiklal Harbi’nde cepheye mermi çeken kağnılar? İnebolu sahillerinden hırçın denize bakmış,  yalpalayarak açıkta demirleyen gemilere yanaşmaya çalışan sandalları görür gibi olmuştum… Herhalde İnebolu’da başladı yazma serüveni. Mevsim kışa dönüyordu, yazlıkçılar gitmiş, yerliler kendilerini eve kapamış olmalıydı… Sahilde kimseyi görememiştik…

Kitabı bitirdiğimde 40–50 sayfalık bir şeydi. Dinlenmeye bırakmıştım. O sıralar Çankırı Valimiz Ali Haydar Öner “İstiklal Yolu” diye bir kavram attı ortaya. İnebolu’dan Ankara’ya kadar uzanan İstiklal Harbi Cephanesinin çekildiği cephe gerisinde kalan ve dere yataklarını takip eden, o zamanlar II. Mahmut tarafından yapıldığı söylenen 344 kilometrelik Ankara–İnebolu şosesinin Çankırı uzantısı da vardı. Şimdiki karayolunu takip etmekle birlikte kestirmeden gidildiği yerlerde yol başka bir yöne sapıyordu. Yol kenarlarında hanlar vardı ve köylerin yakınından, hatta içinden geçiliyordu. Canlandırılmalıydı bu güzergâh, yeni nesillere tanıtılmalı ve turizme açılmalıydı… Derken ve kırsala inildikçe köylü ile; cephane çekenlerin, hancıların, torunları ile tanışıldıkça şiir beni dinlemez oldu, şımardı. Açıkçası ben de o günlerin anısına şımarttım onu. Nokta koymasam duracağı da yoktu.

Bir söyleşide: “Edebiyatın en şımarık çocuğudur şiir, her şeye burnunu sokar” dediğimi hatırlıyorum. Bu herhalde karşılıklı oluyor! Bu defa “Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda” kitabında dile gelenler, roman, öykü, senaryodan yansımalar olarak burnunu soktular şiire.

 

Bir destansı şiir diyebilir miyiz “Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda” için?

“Destansı Şiir” diyerek kategorize etmek istemiyorum. Atmosferin destanı çağrıştırdığı yerlerde yer yer destansı bir söyleyişe kayış var, ama bu bütünü kapsamıyor. Dikkat edilecek olursa o atmosferden bir an önce uzaklaşmak çabasına düştüğüm görülecektir. O bölümler için “Destansı” diyecek olsam, gündelik yaşamın öne çıktığı bölümler için de “Garipsi” demem gerekmeyecek mi?

 

Neden uzun soluklu bir nehir şiir düşlediniz? Bu tarz şiir yazışınız, dergilerde ve kitabınızda rastladığımız şiirlerinizin yazımını etkiledi mi?

Nedense hep şiir uzun soluklu, nehir şiir olmalı diye düşünmüşümdür. Arasından bir bölümü çekip almanız bütünü hakkında nasıl olsa bir fikir verebilecek ve nasılsa bütünü bozmayacaktır diye düşünmüşümdür. Belki bunu sorgulamam gerekiyor. Dergilerde yer alan kısa şiirlere gelince, onlar sanki ondan önce yazdıklarımın bir devamı gibi, başka bir bütünün parçaları gibi gelmiştir. Gerçekten öyle midir? Onlara da dönüp bir baksam iyi olacak.

 

Bir zaman yolculuğu bu kitap. Bu devasa eseri oluştururken, edebiyattan sinemaya beslenme kaynaklarınız neler oldu?

Kitabın başlangıç bölümü jeneriğidir aslında. Kitaba isimleri giren kişiler olayın geçtiği güzergâhı kimi zaman birlikte gezdiğimiz, yöreyi bildiği için köylü ile temasta kolaylık sağlamış, kamera arkasında kalsa da kimi senarist, kimi kameraman, kimi o günlerin giyim ve kuşamı hakkında bilgi veren sanat yönetmeni, kimi kağnı ve öküz arabaları konusunda dekoru hazırlayan yönetime ve kurguya yardımı dokunmuş asistanlardır.

İlk bölüm bir yerde bu kişilere teşekkür rolünü de üstlenir ve bu jenerik ile birlikte bir zaman yolculuğuna çıkılacağının sinyallerini vermede işimi kolaylaştırmıştır diyebilirim. Kısacası bu bölümde yer alan ve yer alması gerekirken kurgu nedeniyle vefasızlık göstererek es geçtiğimiz diğer dostlar önceki bölümlerde sözü edilen beslendiğimiz edebi kaynakları seçimde aracı oldular.

 

Kitapta birçok dipnot var. Bu dipnotları ve anlatımı da düşündüğümüzde, bu kitap şiirsel bir roman da olabilir miydi, ne dersiniz?

Evet çok sayıda dipnot var. Bu dipnotlar kitabı şiirsellikten uzaklaştıracak mı? diye düşündüğüm olmuştur. Endişelerimde haklıysam buna roman–şiir diyebiliriz. Ama endişelerimde haklı olduğumu zannetmiyorum. Şiirin canı ne zaman romanı çektiyse o bölümlerde roman tadı var diyebilirim.

 

Kitabı okurken tam olarak şunu duyumsadım diyebilirim: Bir roman-şiir havası var bu dizelerde. Sinemasal bir anlatım. Topları, tüfekleri, barut kokusunu, Kurtuluş Savaşı yıllarını, o acıyı hissediyor insan… Size gelen diğer yorumlar nasıl?

Endişelerim haklı çıkıyor gibi.. Sizin gibi yorum getirenler oldu. Neticede bir şeylere öykünmen gerekiyor. Ortada yazman gereken bir de şiir var.. İşim hiç de kolay olmadı

 

“Kağnılar Giderdi İstiklal Yolunda” Vadi Çiçekli’nin şiir yaşamında nerede duracak? Yeni şiir-edebiyat kurgularınız var mı?

Ben buraya Şahin Torun’un kitap hakkında söylediklerini almak istiyorum: “Vadi Çiçekli şiiri bundan böyle nereye ve nasıl akar, bir yandan kendi anlatısını diğer yandan Kuvva-i Milliye gibi büyük bir anlatıyı bir araya getirebilen bu kitaptan sonra Vadi Çiçekli hangi büyük anlatıların peşine düşer bu belli olması da artık kuvvetli bir şiirin şairi olarak içi kendiyle dolu bir şiirin peşini bırakmayacağını söyleyebiliriz Vadi Çiçekli’nin…” Şiir bundan sonra beni nereye götürür? Bunu bende bilmiyorum.

 

Cumhuriyet Kitap dergisinde yayımlanmıştır.

Tags: , , , , , ,

Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy this password:

* Type or paste password here:

7,345 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress